You are on page 1of 28

FRANCIS BACON

YEN� ATLANT�S

�ngilizceden �eviren: H�mit Dereli

BACON �ZER�NE

Bacon'�n Ya�am�

Francis Bacon 22 Ocak 1561'de Londra'da do�du. Babas� Sir Nicholas Bacon Krali�e
Elizabeth'in M�h�r Lordu, annesi Ann ise Sir Anthony Cook'un k�zlar�ndan biriydi.
Daha �ocukken �ok ciddi davranmas� nedeniyle Krali�e Elizabeth, onu "K���k M�h�r
Lordu" diye �a��r�rd�. Bir �yk�ye g�re bir g�n krali�e kendisine ka� ya��nda
oldu�unu sormu�. Bacon da "Ha�metmeab�n�z�n u�urlu saltanat�ndan iki ya� daha
gen�" yan�t�n� vermi�ti. 1573 y�l�n�n Nisan�nda Cambridge �niversitesi'ne
g�nderilmi� ve on alt� ya��na kadar orada okumu�tur. ��renimi s�ras�nda Aristo
felsefesinden ho�lanmamaya ba�lam�t�. "Filozofun de�ersizli�inden dolay� de�il,
felsefesinin verimsizli�inden, yaln�zca tart�ma ve kavgalara yol a�mas�ndan, insan
ya�am� i�in yararl� yap�tlar yaratma bak�m�ndan k�s�r olmas�ndan dolay�"
be�enmedi�ini s�yl�yordu. Ya�am� boyunca hi� de�i�tirmedi�i bu kan�s�, onun daha
sonraki felsefi durumunu belirlemede �nemli rol oynad�.

1576 Haziran�nda hukuk ��renimini bitirdikten sonra "devlet y�netme sanat�n�"


��renmesi i�in Fransa'ya g�nderildi. Babas�n�n �ld��� 1579 y�l�na kadar orada
kald�. Sonra �ngiltere'ye d�nerek avukatl��a ba�lad�.

1584'te Parlamento'ya girdi. R�vet almaktan yarg�lan�p su�lu bulununcaya kadar


oradaki g�revini s�rd�rd�. G�zel konu�tu�u, arkada�� b�y�k yazar Ben Jonson'un �u
s�zlerinden anla��l�yor: "Hi� kimse ondan daha yal�n, �zl� ve anlaml�
konu�muyordu, a�z�ndan hi�bir zaman anlams�z ve sa�ma bir s�z ��kmazd�.
S�ylevlerinin her b�l�m�nde ayr� bir g�zellik vard�r. Dinleyenler bir s�zc���n�
bile ka��rmamak i�in �ks�rmezler ya da g�zlerini ondan ay�ramazlard�... Onu
dinleyen herkes s�z�n� bitirecek diye korkard�."

Bacon, 1506'da olduk�a zengin bir adam�n k�z� olan Alice Barnham ile evlendi.
D���nleri �ok g�steri�li oldu. �a�da� bir yazara g�re Bacon, "tepeden t�rna�a
kadar erguvan rengi giysiler giymi�, kendisi ve e�i i�in bir s�r� alt�n ve g�m�
s�rmal� giysi diktirmi�, kar�s�n�n getirdi�i servetin b�y�k bir b�l�m�n� bunlara
harcam�t�". Bu, onun ev ya�am�nda g�steri�i ne kadar sevdi�ini g�sterir. Bacon'�n
�zel papaz� Dr. Rawley'e g�re "evlilik ya�am� kar��l�kl� sevgi ve sayg�ya"
dayan�yordu. Fakat Bacon, vasiyetnamesinde kar�s�na b�rakt��� �ok b�y�k serveti,
sonradan yapt��� ekle, "hakl� ve �ok �nemli nedenlerle" geri alm�t�. Bu nedenlerin
i�eri�i hen�z a��klanmam�t�r.

Bacon'�n siyasal ya�am� yaz�ndan �ok tarihi ilgilendirir. Krali�e Elizabeth


zaman�nda kendisine hi�bir b�y�k memuriyet verilmedi. ��nk� akrabalar� olan ve o
d�nemde y�netimi ellerinde tutan Cecil Ailesi, her zaman ona kar��yd�lar. Bundan
ba�ka krali�e, Parlamento'dan b�y�k bir �denek istedi�i zaman Bacon, �iddetle
kar�� ��km�, onu g�cendirmi�ti. Elizabeth'in g�zdesi olan Essex Lordu bile en
g�zde oldu�u d�nemde b�t�n �abalar�na kar��n krali�eden onun i�in y�ksek bir orun
elde edememi�ti. Kendisini her zaman korumu�, b�y�k bir malikane vermi� olan bu
c�mert adam�, Bacon, krali�enin g�z�nden d�t�kten sonra, idama mahk�m ettirmek
i�in elinden geleni yapm�, ihanet ve tutkusu y�z�nden ismini sonsuza kadar
lekelemi�tir. Saraya bir k�le gibi ba�l� olmas� ve hizmet etmesine kar��n
kendisine yine de hi�bir memuriyet verilmemi�tir.

James I. tahta ��k�nca durum de�i�mi�, Bacon bundan sonra h�zla ilerlemi�tir.
1607'de ba�savc�, 1617'de Adalet Bakan� olmu�, 1618'de Baron Verulam san�yla
soylular aras�na al�nm�, alt� ay sonra da buna Viscount St. Albans san�
eklenmi�tir. Fakat bunlar, b�t�n �mr�n� memuriyet dilenmek, yaltaklanmak ve
dalkavuklukla bir �eyler elde etmeye u�ra�makla ge�iren Bacon'a ge� gelmi�ti.
Yazg�s� onu, daha iyi vurmak, d�mesinin �iddetini daha da art�rmak i�in bu y�ksek
konumlara ��karm�a benziyor. Adalet Bakan� olarak g�revini k�t�ye kullan�yor,
dostlar�na y�ksek orunlar veriyor, r�vet ve arma�an al�yor, haks�zl�klara g�z
yumuyordu. Sonunda hakk�nda Parlamento soru�turmas� a��ld�. Yarg�lanmas�nda,
Bacon, su�lar�n� a��k�a s�yledi, fakat bunlar� d�nemin bozuklu�una ba�layarak
yarg��lar�n�n ac�mas�n� diledi. Her t�rl� devlet memurlu�unun yasaklanmas�na,
ya�am�n�n sonuna kadar Londra Kalesi'nde tutuklu kalmas�na ve para cezas� olarak
da k�rk bin �ngiliz Liras� �demesine karar verildi. Ertesi g�n kral kendisini
�zg�r b�rakt�rd�. Para cezas�n� da erteletti. Bacon, bunun �zerine St. Albans
yak�nlar�ndaki malikanesine �ekildi. Kendi ki�isel serveti ve kral�n k�sa bir s�re
�nce ba�lad��� y�lda bin iki y�z lira tutan emekli ayl���yla ya�amaya ba�lad�.

Bacon, hakl� olarak mahk�m edildi�ini kabul ediyordu. "Ben r�veti savunmaktansa
r�vet veren bir kimse olmay� ye�lerim. Elli y�ldan beri �ngiltere'nin en adil
yarg�c� ben oldum. Fakat iki y�z y�ldan beri de Parlamento, benim hakk�mda verdi�i
karar kadar hakl� bir karar vermedi." Ayn� zamanda verilen cezan�n �lkede adaletin
yarar�na oldu�unu kabul ediyor ve "Bundan b�yle bir yarg�c�n veya memurun
b�y�kl��� onun su�u i�in bir s���nak olmayacakt�r. Bu benim i�in az avunulacak �ey
de�ildir. Birka� s�zc�kle anlatmak gerekirse, bu alt�n �a��n ba�lang�c�d�r"
diyordu.

�ekildikten sonra da hi�bir zaman yeniden memuriyet ya�am�na girmekten umudunu


kesmedi. "Hastal�k ve ya�l�l���nda bile �zel ya�ay�a dayanam�yordu." Bir
pervanenin ���a �ekilmesi gibi her zaman kendi ac�s�n�n kayna��na d�nmek istiyor,
fakat bir memuriyet almak i�in yapt��� b�t�n ba�vurular geri �evriliyordu.

G�revden �ekilmesinden �l�m�ne kadar, kendini t�m�yle yaz�na ve bilime verdi.


Zaten, i�le dolu bir ya�am s�rmesine kar��n, inceleme ve ara�t�rmalar�n� b�sb�t�n
savsaklamam�t�. "Tarih", "De Augmentis", "Yeni Atlantis" ve "Denemeler"inin ���nc�
bas�m�n� bu d�nemde haz�rlad�. "Bilginin �lerlemesi", "Novum Organum" ve
"Denemeler"in birinci ve ikinci bas�mlar� daha �nceki d�neminindir.

Bacon, be� y�l sonra 9 Nisan 1626'da, altm� be� ya��ndayken bron�itten �ld�. Karl�
bir k� g�n� arabas�yla giderken bir kul�benin �n�nde durarak sahibinden bir tavuk
sat�n ald�. Hemen orac�kta kestirdi. Kendi eliyle tavu�un i�ini karla doldurdu.
So�u�un eti kokmadan ve bozulmadan koruyup koruyamayaca��n� ��renmek istiyordu. Bu
deney ya�am�na mal oldu. Ans�z�n hastalan�nca arkada�� Lord Arundel'in evine
g�t�r�ld�. Lord, evinde yoktu, bir hizmet�i hemen bir yatak haz�rlad�. Hastay�
yat�rd�lar. Fakat �ar�aflar nemliydi. Bacon daha da k�t�le�ti, ya�l�l��� ve
zay�fl��� y�z�nden iyile�emedi. St. Albans kasabas�nda bir kilise mezarl���na
g�m�ld�.
2

Bacon'�n Felsefesi

B�t�n yanl�lar�na kar��n Bacon, yeni bir d�nemi m�jdeliyordu. Ba�kalar� ge�mi�e
�zlemle bak�p batan bilgi g�ne�inin son ��klar�nda �s�nmaya �al��rken, o yeni ve
daha da parlak bir �a��n yakla�makta oldu�unu sezmi�ti. Ona g�re insanl���n
�zledi�i cenneti, ge�mi�te de�il, gelecekte aramal�yd�. Platon'un �nl�
benzetmesinde oldu�u gibi karanl�k bir ma�arada arkalar�n� ���a �evirmi� oturan ve
�nlerinde yaln�zca ger�e�in g�lgelerini izleyenlerin g�zlerini ���a �evirdi.

Ele�tirileriyle ge�mi�in kurdu�u dizgeleri y�kt�, insan akl�nda do�maya ba�layan


yeni d��nceleri dile getirerek bilgide yeni hareketin ba�ar�l� olmas�n� sa�lad�.
Fakat Bacon, b�y�k ve tam bir felsefi dizge kurmu� bir ki�i de�ildir, daha �ok
kendisinden sonra geleceklere felsefe ve bilim yolunu g�stermi�tir. Kendi
d�neminde bilimin baz� dallar�ndaki geli�meleri bile iyice izleyememi�ti. "D�nyay�
harekete getiren zihinleri o harekete ge�irdi." Kendisi, "Ben yaln�zca di�er
zek�lar� bir yere toplamak i�in �an� �ald�m" demektedir. Di�er bir yap�t�nda da
"daha iyi ellerin �alabilmeleri i�in m�zik aletlerini akort etmekle yetindi�ini"
s�yl�yor.

Bacon'�n ilk i�i, zaman�nda egemen olan skolastik felsefeyi y�kmak olmu�tur.
11'inci y�zy�ldan 15'inci y�zy�la kadar egemen olan bu felsefe dizgesine g�re
ger�ek zaten bulunmu�, �ncil'de ve kilise toplant�lar� kararlar�nda b�t�n
a��kl���yla yaz�lm�t�. Skolastik dizge bu dinsel inan�lar� kabul ediyor, mant�k
yoluyla bunlar� usa uygun bir bi�ime d�n�t�rmek, onlara bilimsel bir bi�im vermek
istiyordu. Amac� dinsel d��nceyi t�m�yle mant��a uygun bir duruma getirmekti.

Bununla birlikte, bilgiye ilerleyen bir �ey olarak bakm�yor, denemelere d�nerek
yeni ger�ekler ara�t�rmaya �al�m�yordu. O d�nem �zerinde yetkenin a��r bask�s�
duyuluyor, skolastik dizgenin temelini olu�turan varsay�mlar�n do�rulu�u hakk�nda
hi�bir soru sorulmuyordu. Onlar hakk�ndaki tart�malar hep bir daire �evresinde
d�n�yor, ger�eklerle hi�bir ilgisi bulunmuyordu. Bacon, yaln�zca "bilimin �r�mcek
a�lar�n� ortaya ��kard���n�, bu a�lar�n ipliklerinin ve i�lerinin inceli�i
bak�m�ndan hayran olunmaya de�er oldu�unu, fakat hi�bir cevher ve yarar�
olmad���n�" s�yl�yordu.

Bacon'�n amac� d��nmeyi somut deneylerle verimli bir ili�kiye sokmakt�. Bu hedefe
varmak kolay bir i� de�ildi. Tembellikten do�an ara�t�rma isteksizli�i y�z�nden,
zaman�n yarg�s� b�t�n tart�malarda son s�z oluyordu. Bacon, �zellikle bunu
belirtmek istiyordu. Bu nedenle eskilerin ak�l ve bilgisini t�m�yle yads�mak
zorunda kald�. Ger�ekten inan�lar�n�n �o�unun kayna�� var olan bo� inan�lara
kar�� duydu�u tepkidir. Sald�rd��� bo� inan�lar unutulduklar� zaman, onun g�r�leri
de bo� ve yanl� bir duruma gelmi�lerdir.

Tarih bak�m�ndan herkesin g�r��ne kar��t bir g�r�� vard�. Ya�ad��� d�nem i�in
diyor ki: "Bu d�nem eski d�nemdir, ��nk� d�nya ya�lanm�t�r. Kendimizden geriye
do�ru hesap ederek eski sayd���m�z d�nem, eski de�ildir." Bundan �u sonuca
var�yor: "Asl�nda Greklerden ald���m�z bilgelik, bilginin ancak �ocukluk �a��na
benzer ve �ocuklara �zg� �zellikleri ta��r; konu�abilir, ama soyunu �o�altamaz;
tart�malar bak�m�ndan verimlidir, fakat yap�t bak�m�ndan k�s�rd�r." Ayn� neden onu
insanlar�n geli�me yetene�iyle ilgili �ok k�t�mser bir g�r�e g�t�r�yor: "Bir �rmak
gibi akan zaman bize hafif ve �i�irilmi� �eyleri getirmi�tir. A��r ve kat�
olanlarsa suyun dibine ��km�t�r."
Bacon, do�ay� iyice anlay�p, onu insanlar�n hizmetinde kullanmay� sa�layacak
g�venilir bir dizge kurmak istiyordu. Bilgi "Yaratan�n �n ve g�rkemini art�rmak,
insan�n durumunu d�zeltmek" i�in aranacakt�. Bacon i�in biricik do�ru bilgi, g��
olan bilgiydi. "Bilgi erktir" diyordu, fakat dar yararc�l��� da kabul etmiyordu.
"Ger�i benim �z�nde yap�tlar�n ve bilimlerin etkin b�l�mlerini arad���m do�rudur,
ama bununla birlikte ben hasat zaman�n� bekliyorum, ne yosunu, ne de ye�il ekini
bi�meye kalk�m�yorum. ��nk� ben iyi biliyorum ki do�ru olarak ortaya ��kar�lm�
ger�ekler kendileriyle birlikte bir s�r� yap�t vereceklerdir, onlar� tek t�k,
�urada burada de�il, k�meler ve salk�mlar bi�iminde t�reteceklerdir. Ve ben hemen
elimize gelen ilk meyveleri turfanda, mevsimsiz ve �ocuk�a bir aceleyle toplamay�
kesinlikle do�ru bulmuyorum."

Kendi dizgesini kurmaya ba�lamadan �nce Bacon, b�t�n bilgi alan�n� ba�tan ba�a bir
kez daha g�zden ge�irmeyi gerekli buldu. "Bilimin �lerlemesi" yap�t�nda bunu
yapm�t�r. Bu �ok b�y�k bir i�ti, fakat onun ya�ad��� d�nem zaten bir d��nsel
kahramanl�k �a��yd�. �nsanlar�n tek iste�i her �eyi bilmekti. Onlar b�t�n bilgiyi
kendi alanlar� i�ine almakla �v�n�yorlar, "�nsan�m, bu nedenle insanla ilgili olan
hi�bir �ey bana yabanc� olamaz" diyorlard�. Bacon, d�nemini b�yle bir giri�im i�in
pek uygun buluyordu, d�neminin �st�nl�kleri aras�nda bas�mevinin, Yenid�nya'n�n
bulunu�unu, �lkesinin bar� ve dinginlik i�inde olmas�n� ileri s�r�yordu.

Bacon, i�in b�y�kl���n� ve bunu ba�arman�n olanaks�zl���n� �ok iyi anl�yordu.


Bununla birlikte, baz� ki�ilere g�re, yapt��� bilimler s�n�fland�rmas�, felsefeye,
o kadar umut ba�lad��� yeni y�ntemden daha b�y�k bir yard�m olmu�tur.

Skolastik felsefeyi be�enmeyen Bacon, yeni felsefeyi "Do�a Yorumu" olarak


nitelendiriyordu. Ge�mi�le ilgisini kesti�ini, esinini Aristo'nun "Organon"undan
alan eski felsefeye d�manl���n� anlatmak i�in b�y�k yap�t�na "Yeni Organon" ad�n�
verdi. "Yeni Organon", yeni alet demektir. Bu yeni alet, yani d��nme y�ntemi,
Bacon'a g�re, bir t�r mant�kt�, fakat bu felsefe okullar�n�n mant���ndan t�m�yle
ayr� ve onlara kar��t olacakt�. "��nk� bu benim �nerdi�im bilimin amac�,
tart�malar i�in nedenler bulmak de�il, sanatlar yaratmakt�r. Ama� ba�ka olunca
sonu� da ba�ka olur; birinin amac� bir tart�mada kar�� taraf� yenmektir,
�tekininse, hareket halindeki do�aya egemen olmakt�r." Bu nedenle Bacon, usa vurma
yoluyla kan�tlamay� yads�r, her yerde ve her �eyde t�mevar�m y�ntemini kullan�r.
Fakat t�mevar�m kuram�n� da di�er mant�k��lar�nkinden ay�r�r.

Bacon'�n dizgesi, deneyi inceleyen ve onu par�alara ay�ran, sonunda ay�klama ve


yads�ma i�lemiyle sonuca varmaktan olu�an bir y�ntemdir. Bu i�lemde ilk a�ama
incelenmesi gereken �rneklerin toplanmas�, ikinci a�amaysa incelenen olaylar�n
temel �zelliklerini g�stermeyen �rneklerin ay�klan�p at�lmas�d�r. Sonra "tan�tl�,
kat�, ger�ek, s�n�rlar� belli bir bi�im" kal�r. Belirli bir ama�la denemeler
yapmak Bacon'�n akl�na gelmemi�tir.

�a��n�n bilim kuramlar�ndan �o�unun temelsizli�i, Bacon'�n genel d��n��n bilimsel


a��klamada yapaca�� �nemli hizmeti g�rememesine neden oldu. Y�ntemi kuramlara ya
da b�t�n bilimleri kapsayan g�r�lere �ok az yer verir. Anla��l�yor ki, �ok kez,
toplanm� �rnekler �ok fazla olursa, ay�klay�p atma y�nteminin d��nceye dayanmadan
s�r�p gidebilece�ini ve t�m�yle el yordam�yla ayr�nt�lar�n kapsad��� ger�e�i de
��kar�p atabilece�ini san�yordu.

Novun Organum'da anlat�lan y�ntemin as�l zay�f yan� buradad�r. Bu y�ntem do�al
eylemlerin kar��kl�k ve belirsizli�ini hi� dikkate almamaktad�r.

Fakat Bacon'�n t�mevar�m kuram�na yapt��� yard�m asla k���msenemez: Onun �nemi
ay�klama veya atma y�nteminin uygulamas�nda ve her zaman ger�ek olaylara
dayanmakta �stelemesinden ileri gelmektedir.
3

Bacon'�n Ya�am Felsefesi

Bacon, dinde birlik istiyor ve ho�g�r�y� savunuyordu. "Birli�in eski ve ger�ek


ba�lar� bir din, bir vaftizdir; bir t�ren ve bir siyaset de�ildir" diyordu.

Ona g�re, ahlak dinin yard�mc�s�d�r. Bacon hi�bir zaman g�revin yaln�zca g�rev
oldu�u i�in yap�lmas�n� ���tlemez. B�t�n idealist dizgeleri be�enmez.
Machiavelli'yi a��k�a ve i�tenlikle insanlar�n neler yapt�klar�n� anlatt���,
betimledi�i, ne yapmalar� gerekti�ine ili�kin d��nce �retmedi�i i�in �ver.
Aristo'nun tersine, �al�mayla etkin ge�irilen bir ya�am� d��nmeyle ge�irilen bir
ya�ama ye�ler. Ona g�re bir hareketin do�rulu�uyla ilgili yarg�, sonu�lar�na g�re
verilir; fakat sonu�lar bireyin de�il, devletin iyili�ine y�nelik olmal�d�r.
Felsefesi bu y�nden pragmatizme benzemektedir.

Bacon'�n siyasal kuramlar�, Grek devlet anlay��ndan, �zellikle k���msedi�i


Aristo'nun g�r�lerinden esinlenmi�tir. Aristo gibi o da devletlerin do�al olarak
birbirlerine d�man olduklar�na, sava��n gere�ine inan�r; d� ticaretle ilgili
d��nceleri, Aristo'nun faizle ilgili s�zleri gibi, kabul edilmi� ekonomik
kurallara ayk�r�d�r. Bacon'da bug�nk� demokratik d��nceler yoktur. Demokrasiye
inanm�yor, ge�inmek i�in �al�mak zorunda olanlar�, t�pk� Grekler gibi, k���k
g�r�yordu. Halk�n�n b�y�k bir b�l�m� okuyup yazma bilmeyen o d�nemin
�ngilteresinde zaten demokrasinin var olamayaca�� a��kt�r.

Yeni Atlantis

Yeni Atlantis'i Bacon, 1624'te, altm� �� ya��ndayken, sa�l��� bozulmu�,


siyasetten �ekilmi� oldu�u bir zamanda yazd�. Dr. Rawley, yap�t� 1627'de
yay�mlad�. �nce �ngilizce yaz�lm�, sonra Latinceye �evrilmi�ti; �ngilizce metinde
g�r�len baz� anla��lmaz yerler, Latince metinle kar��la�t�r�larak
d�zeltilebilmi�tir.

Yeni Atlantis, kendisinden �nce yaz�lan ve ideal bir devleti anlatan yap�tlar�n
etkisinde kalm�t�r. Platon'un "Devlet"i gibi siyasal felsefe yap�t� olmad��� gibi
Sir Thomas More'un "Utopia"s� ve Swift'in yap�tlar� gibi ekonomik bir ele�tiri ve
yerme de i�ermez. Daha �ok ki�isel bir ideal ve d�lem �r�n�d�r. Ben Salem halk�n�n
ahlak ve t�reler �zerine anlatt��� �eyler insanl���n nas�l olmas� gerekti�i
konusunda Bacon'�n d��ncelerini g�stermektedir. "Bu halkta g�r�len, akla uygun
dindarl�k, a��rba�l� ne�e, ince nezaket ve iyilikseverlik, eli a��kl�k ve
konukseverlik, resmi ya�amda ba�l�l�k, �zel ya�amda namus, a��rba�l�l�k ve
terbiye, d�zen, nezaket, ciddi �al�kanl�k kendisinin olgunluk d�zeyine eri�ti�ini
g�sterir." Anlatt��� toplumsal kurumlar yeni bir ulusal �zyap� olu�umu i�in birer
ara� olmaktan �ok bu niteliklerin do�al sonucu ve anlat�m�d�r.

Yap�t�n en �nemli ve b�y�k b�l�m�n� kapsayan "S�leyman Evi" kendisinin b�t�n


ya�am� boyunca d�lerinde ya�att��� bir idealdir. On yedinci y�zy�l bilimsel
denemeler ve ara�t�rmalar bak�m�ndan b�y�k �al�malar�n yap�ld��� bir �a�d�r.
Bacon, eyleme dayanan bilgilerimizi geni�letti�imiz �l��de insanl���n
kurtulabilece�ine inan�yordu.

Onun d�nemi bilgiyi yaln�zca bilgi oldu�u i�in aram�yor, insanlara b�y�k ��karlar
sa�layaca�� i�in bilimsel deneme ve ara�t�rma yap�lmas�n� istiyordu. Yeni
Atlantis, hem b�y�k bir adam�n umut ve �lk�s�n�n bir anlat�m�, hem de modern bilim
ruhunun do�du�u o d�nemi en iyi anlatan bir yap�tt�r.

Bacon'�n Dili

Bacon, "Bir g�n gelecek, bu �a�da� diller kitaplar�n de�erlerini yitirmesine neden
olacakt�r" diyordu. Kendi yaz�lar�n� unutulmaktan kurtarmak i�in yap�tlar�ndan
�ngilizce yazd�klar�n�n �o�unu Latinceye �evirdi. "Denemeler", "Bilimin
Geli�mesi", "Yeni Atlantis" bunlar aras�ndad�r. Denemeler i�in "Bunlar�n Latinceye
�evrilen cildi (Latince genel bir dil oldu�u i�in) kitaplar ya�ad��� s�rece
ya�ayacakt�r" demektedir. Fakat Bacon'�n �ng�r�s� do�ru ��kmam�t�r. Bug�n onlar�n
Latinceleri de�il, �ngilizce �evirileri okunmaktad�r. "Denemeler" �ngiliz
klasikleri aras�nda yer alm�t�r. Bu yer al�, i�indeki konular�n�n �neminden de�il,
daha �ok yaz�nsal deyi�inin g�zelli�i nedeniyledir.

"Denemeler"in deyi�i "Yeni Atlantis"in deyi�inden bir�ok bak�mdan ayr�l�r.


"Denemeler"de anlat�m son derece a��k ve �zl�d�r. De�i�meceler, e�retilemeler,
kar��tl�klar birbirini izlerler. Metin Latince t�mce kurulu�lar�, Latince
�zdeyi�ler ve atas�zleriyle doludur.

"Yeni Atlantis"in diliyse daha k�vrak, canl�, ak�c�d�r. De�i�mece ve


e�retilemelere �ok raslanmaz. Bu yaz�nsal s�slerin olmay�� deyi�i �ok yal�n, hatta
bazen yavan bir duruma da getirir. Fakat esas itibar�yla metinde konuya uygun bir
uyumluluk, a��rba�l�l�k ve yal�nl�k egemendir. Fakat Yeni Atlantis plan ve
kurulu�u bak�m�ndan zay�f bir yap�tt�r. Bacon roman yazsayd� kesinlikle iyi bir
romanc� olamazd�. �yk� anlat� bi�imi hi� de iyi de�ildir, ola�an�st� �eyleri
birbiri ard� s�ra say�p dizmesi, kuru ve can s�k�c�d�r. Anla��l�yor ki, Bacon,
yap�t�n�n ilgi uyand�rmas� i�in d��ncelerinin yenili�ine g�veniyordu. Belki bunda
da hakl�yd�, fakat onun bulunaca��n� �ng�rd��� �eylerin hemen hepsi bug�n
bulunmu�, fen onun d�leyemeyece�i ilerlemeler g�stermi�tir. Baz� �ng�r�lerininse
t�m�yle yanl� oldu�u ortaya ��km�t�r.
YEN� ATLANT�S

Bitmemi� bir yap�t

OKUYUCUYA

Bu �yk�y�, efendim, bir bilim kurumunun �rne�ini vermek amac�yla kaleme ald�.
S�leyman Evi veya Alt� G�nl�k �ler Koleji ad�n� verdi�i bu kurum do�ay� anlamak ve
insanl��a yararl� b�y�k ve harika yap�tlar olu�turmak i�in kurulmu�tur. Efendim
yap�t�nda bu b�l�m�n sonuna gelmi�ti. Ku�kusuz �rnek, i�indeki �eylerin �o�u
insano�lunun g�c� i�inde olmakla birlikte, her bak�mdan benzeri olu�turulamayacak
kadar geni� ve b�y�kt�r. Efendim ayn� zamanda bu �yk�de bir yasalar sistemi ya da
en iyi devlet ve toplum bi�imini yaratmay� d��nm�t�. Fakat bunun uzun bir yap�t
olaca��n� g�rerek �ok daha fazla sevdi�i do�al tarihe gere� toplamak iste�iyle bu
d��ncesinden vazge�ti.

RAWLEY

Tam bir y�l kald���m�z Peru'dan yelken a�arak G�ney Denizi* yoluyla �in'e ve
Japonya'ya do�ru yola ��kt�k. Yan�m�za on iki ayl�k yiyecek alm�t�k. Be� ay ve
daha fazla do�udan, hafif ve zay�f olmakla birlikte, uygun r�zg�rlar esti. Fakat
sonra r�zg�r birdenbire d�nd�. G�nlerce hep bat�dan esti, bu y�zden az yol al�yor,
bazen hi� alam�yorduk. Birka� kez geri d�nmek istedik. Fakat sonra g�neyden do�uya
do�ru esen �iddetli bir f�rt�na ��kt�. Bizi (b�t�n �abalar�m�za kar��n) kuzeye
do�ru s�r�kledi; bu s�rada, tutumlu kulland���m�z halde, yiyece�imiz t�kendi.
B�ylece d�nyan�n u�suz bucaks�z sular�n�n ortas�nda yiyeceksiz kald�k. Kendimizi
t�kenmi� say�yor, �l�me haz�rlan�yorduk. Bununla birlikte g�n�llerimizi ve
seslerimizi "denizlerde harikalar�n� g�steren" g�klerdeki Tanr�'ya y�nelttik; onun
ac�mas�na s���narak "nas�l ba�lang��ta denizin y�z�n� a��p kuru topra��
g�sterdiyse �imdi de bize �lmememiz i�in topra�� g�stermesini" diledik. Ger�ekten
de ertesi g�n ak�am�zeri enginde kuzeye do�ru yo�un bulutlar g�rd�k. Bu bize
karaya yakla�t���m�z umudunu verdi. ��nk� G�ney Denizi'nin bu b�l�m�n�n t�m�yle
tan�nmam� oldu�unu, orada �imdiye kadar bulunmam� adalara ve k�talara
raslanabilece�ini biliyorduk. Bunun �zerine rotay� kara gibi g�r�nen y�ne �evirdik
ve b�t�n gece yol ald�k. Ertesi g�n �afak s�kerken g�zlerimizin �n�nde d�z bir
kara par�as�n�n uzand���n� g�rd�k. Ormanlarla kapl� oldu�u i�in daha da karanl�k
g�r�n�yordu. Bir bu�uk saat gittikten sonra iyi bir limana girdik. Buras� �ok
b�y�k de�ilse de iyi yap�lm�, denizden pek ho� g�r�nen g�zel bir kentti.

Karaya ��k�ncaya kadar her dakika d��nerek k�y�ya yana�t�k. Karaya ��kmaya
giri�irken birdenbire kar��m�zda ellerinde sopalar olan birtak�m adamlar g�rd�k.
Bunlar sanki bizim karaya ��kmam�z� istemiyorlard�, ama ba��rmadan ya da �iddet
g�stermeden yaln�zca yapt�klar� i�aretlerle bize uzak durmam�z� anlat�yorlard�.
Bunun �zerine, olduk�a b�y�k bir d� k�r�kl���na u�ram� bir durumda, aram�zda ne
yapaca��m�z� konu�maya ba�lad�k. Tam o s�rada i�inde yedi sekiz ki�i bulunan bir
sandal�n bize do�ru geldi�ini g�rd�k. Sandaldakilerden birinin elinde iki ucu
maviye boyanm� sar� kam�tan bir asa vard�. Bu adam hi�bir g�vensizlik
g�stermeyerek gemimizin g�vertesine ��kt�. ��imizden birinin di�erlerinden biraz
fazla ileriye ��km� oldu�unu g�r�nce cebinden k���k bir par��men tomar� ��kard�.
Bu bizim par��menlerimizden biraz daha sar�, yaz� tabletlerinin yapraklar� gibi
parlak, fakat yumu�akt�, kolay b�k�l�yordu. En �ndeki adam�m�za onu verdi. Bu
tomar i�inde, eski �brani, eski Grek ve �niversitelerde kullan�lan iyi Latin ve
�spanyol dillerinde �u s�zler yaz�l�yd�: "Hi�biriniz karaya ��kmay�n. Size daha
uzun bir s�re verilmezse, on alt� g�n i�inde bu k�y�lardan gitmek �zere haz�rl�k
yap�n. Bu s�re i�inde tatl� su, yiyecek ya da hastalar�n�za yard�m isterseniz ya
da geminizin onar�ma gereksinmesi varsa, bunlar� yaz�n, g�c�m�z i�inde olanlar
verilecektir." Bu belge, �zerinde a�a��ya do�ru sark�k fakat a��lmam� kanatl� ve
yan�nda bir ha� bulunan bir melek �ocuk resmini ta��yan bir m�h�rle damgalanm�t�.
Bunu verdikten sonra memur d�nd�, yan�t�m�z� almak �zere yan�m�zda yaln�zca bir
u�ak kald�.

Bunun �zerine kendi aram�zda konu�urken ne yapaca��m�z� �a��rd�k. Karaya ��kmam�za


onay verilmemesi, hemen geriye d�nmemizin s�ylenmesi bizi �ok �z�yordu. Di�er
yandan halk�n dil bilmesi, nazik ve uygar olu�u bizi biraz avutuyordu. Her �eyden
�nce belgedeki ha� i�areti bizim i�in bir sevin� kayna�� ve sanki bir kurtulu�
i�aretiydi.

Yan�t�m�z� �spanyolca yazd�k. Gemimizin iyi durumda oldu�unu, ��nk� f�rt�nalardan


�ok durgun hava ve kar�� y�nlerden esen r�zg�rlarla kar��la�t���m�z�,
hastalar�m�za gelince bunlar�n say�ca �ok ve a��r olduklar�n�, karaya ��kmalar�na
izin verilmezse ya�amlar�n�n tehlikeye d�ece�ini bildirdik. Di�er
gereksinmelerimizi uzun uzad�ya yazd�k ve biraz mal�m�z oldu�unu, bunlarla baz�
�eyleri de�i�tirmek isterlerse, kendilerine y�k olmaks�z�n gereksinmelerimizi
sa�layabilece�imizi de ekledik. U�a�a �d�l olarak birka� alt�n ve memura verilmek
�zere bir par�a k�rm�z� kadife vermek istedikse de u�ak bunlar� almad�. Onlara
bakmak bile istemeyerek bizden ayr�ld�, kendisi i�in g�nderilen ba�ka bir k���k
kay��a binip gitti.

Yan�t�m�z� g�nderdikten �� saat sonra bize do�ru, yerli oldu�u anla��lan bir ki�i
geldi. �zerinde bir t�r sof kuma�tan geni� kollu, g�zel, bizimkilerden �ok daha
parlak, lacivert renkte bir kaftan vard�. �� giysisi ye�ildi, bir kavuk bi�iminde,
�ok zarif, T�rk kavuklar� kadar b�y�k olmayan serpu�u da ayn� renkteydi. Sa�lar�
onun k�y�s�ndan l�le l�le ta��yordu. G�r�n�� insana sayg� a��l�yordu. Baz� yerleri
yald�zl� bir kay�k i�inde geliyordu, yan�nda yaln�zca d�rt ki�i daha vard�.
Arkalar�ndan gelen ba�ka bir kay�ktaysa yirmi ki�i bulunuyordu. Gemimize bir ok
at�m� kadar yakla��nca bize i�aretler yaparak onu su �zerinde kar��lamam�z i�in
birka� ki�i g�ndermemiz gerekti�ini anlatt�lar; bunu hemen yapt�k: Ba��m�zdaki
insan� ve onunla birlikte i�imizden d�rt ki�iyi gemimizin sandal�yla g�nderdik.
Kay�klar�na alt� yarda kal�nca ba��rarak durmam�z� ve daha �ok yakla�mamam�z�
s�ylediler. S�ylediklerini yapt�k. Bunun �zerine az �nce giysilerini anlatm�
oldu�um adam aya�a kalkt�. Y�ksek sesle �spanyolca olarak "H�ristiyan m�s�n�z?"
diye sordu.

Yaz�n�n alt�nda g�rm� oldu�umuz ha� nedeniyle daha az korkarak "Evet,


H�ristiyan�z" dedik. Bu yan�t �zerine o ki�i sa� elini g�ky�z�ne do�ru kald�r�p
yava��a a�z�na do�ru �ekti. Bu i�areti onlar Tanr�'ya ��krettikleri zaman
kullan�rlarm�. Sonra bize, "Hepiniz korsan olmad���n�za, son k�rk g�n i�inde,
hakl� ya da haks�z, kan d�kmedi�inize, �sa'n�n ba�� �zerine ant i�erseniz, karaya
��kman�za izin verilebilir" dedi. Bunun �zerine, yan�ndakilerden biri, -ki
giysilerinden bir noter oldu�u anla��l�yordu- durumu bir deftere yazd�. Bu
yap�ld�ktan sonra, ayn� sandalda b�y�k adam�n yan�nda bulunan ba�ka bir ki�i,
efendisi kendisine birka� s�z s�yledikten sonra, y�ksek sesle, "Efendim bilmenizi
istiyor ki geminizin g�vertesine ��kmamas� gurur ve b�y�kl�k taslad��� i�in
de�ildir; aran�zda bir�ok hasta insan bulundu�unu s�yledi�iniz i�indir. Kentin
sa�l�k koruyucusu ona uzak durmas� gerekti�ini s�ylemi�tir" dedi. Ona do�ru
e�ilerek selam verdik. "Buyruklar�n� yerine getirmeye haz�r oldu�umuzu, �imdiye
kadar bize davran� bi�imlerini b�y�k bir onur ve e�siz bir insanl�k sayd���m�z�;
fakat adamlar�m�z�n tutulmu� oldu�u hastal���n bula��c� olmad���n� umdu�umuzu"
s�yledik. Bunun �zerine geri d�nd�. Biraz sonra noter gelerek gemimizin
g�vertesine ��kt�. Elinde o �lkenin bir meyvesi bulunuyordu. Bu meyve bir portakal
gibi, fakat rengi sar�yla k�rm�z� aras�ndayd� ve �ok g�zel kokuyordu. Anla��l�yor
ki; o bunu hastal��a kar�� bir koruma arac� olarak kullan�yordu. Bize "�sa ve onun
artamlar� �zerine" ant i�irdi. Sonra da bir g�n sonra sabah saat alt�da bize bir
adam g�ndereceklerini, bu adam�n bizi "Yabanc�lar Evi" denen bir yere
g�t�rece�ini, orada gerek sa�l�kl�, gerek hasta olanlar�m�z i�in gereken �eylerin
sa�lanaca��n� s�yledi.

Bundan sonra bizden ayr�ld�; ona birka� alt�n vermek istedi�imiz zaman
g�l�mseyerek "Bir i� i�in iki kez para alamam" dedi. Bundan benim anlad���ma g�re,
g�revi i�in devletin kendisine verdi�i paran�n yeterli oldu�unu s�yl�yordu; ��nk�,
sonradan ��rendi�ime g�re, onlar r�vet alan memurlar i�in "iki kez �cret al�yor"
derlermi�.

Ertesi sabah erkenden bize daha �nce elinde bir asayla gelmi� olan adam yine geldi
ve bizi "Yabanc�lar Evi"ne g�t�rece�ini, b�t�n g�n i�imizle u�ra�abilmemiz i�in
kararla�t�r�lan saatten �nce geldi�ini s�yledi. "Beni dinlerseniz" dedi, "ilk �nce
birka��n�z benimle gelir, yeri g�r�r, sizin i�in nas�l rahat bir duruma
getirilebilece�ini d��n�r, sonra hastalar�n�z� ve i�inizden karaya ��karmak
istediklerinizi �a��r�rs�n�z." Ona te�ekk�r ederek, "bizim gibi kimsesizlere
yard�m�n�zdan dolay� Tanr� sizi ku�kusuz �d�llendirir" dedik.

��imizden alt� ki�i onunla birlikte karaya ��kt�. Karada �n�m�ze d�m� giderken
d�nd�. "Ben sizin ancak k�leniz ve rehberinizim" dedi. Bizi �� g�zel caddeden
ge�irdi, gitti�imiz b�t�n yol boyunca iki yanda s�ralanm� insanlar g�r�yorduk.
Bunlar o kadar uygard�lar ki, bize �a�k�nl�kla de�il, sanki "ho�geldiniz" der gibi
bak�yorlard�. ��lerinden birka�� �nlerinden ge�erken kollar�n� biraz ileriye do�ru
uzatt�lar. Bu devinimi onlar birine "ho� geldiniz" demek i�in yaparlar.

Yabanc�lar Evi g�zel, geni� bir konakt�r. Bizim tu�lalar�m�zdan daha mavi tu�ladan
yap�lm�, bir b�l�m� caml�, bir b�l�m� bir t�r ya�a bat�r�lm� kuma�la kapl� g�zel
pencereleri var. �nce bizi yukar�da zarif bir salona ald�lar. Sonra ka� ki�i
oldu�umuzu ve ka��m�z�n hasta oldu�unu sordular. Hepimizin, hasta ve sa�l�kl�,
elli bir ki�i oldu�umuzu, i�imizden on yedi ki�inin hasta oldu�unu s�yledik. Biraz
sab�rl� olmam�z� ve kendisi d�n�nceye kadar beklememizi istedi. Bir saat sonra
geldi. �n�m�ze d�t�. Bizim i�in haz�rlanan on dokuz oday� g�rmeye gittik.
Anla��l�yordu ki, bu odalar�n di�erlerinden daha iyi olan d�rd� bizim ileri gelen
d�rt adam�m�za verilecek, onlar tek ba�lar�na bu odalarda kalacaklard�. Di�er on
be� odaysa, i�lerinde iki�er ki�i yatmak �zere, bizlere ayr�lm�t�. Odalar g�zel,
rahat ve iyi d�enmi�lerdi.

Sonra bizi, yatakhaneyi and�ran uzun bir koridora g�t�rd�. Orada bize bir yanda,
boydan boya uzanan on yedi h�cre g�sterdi. Di�er yanda duvar ve pencereden ba�ka
bir �ey yoktu. H�creler pek temiz ve sedir a�ac�ndan b�lmelerle birbirlerinden
ayr�lm�lard�. Bu koridor ve bize gerekenden k�rk tane daha fazla olan h�creler
hastalar i�in bir klinik g�revini g�r�yordu. Bize s�yledi�ine g�re, hastalar�m�z�n
aras�ndan iyile�enler h�crelerinden al�n�p, bir odaya g�t�r�lecekti. Bu ama�la,
daha �nce s�yledi�imiz say�dan ba�ka, on tane daha yedek oda ayr�lm�t�.

Bunu yapt�ktan sonra bizi yine salona getirdi ve birine bir g�rev ya da buyruk
verdikleri zaman yapt�klar� gibi, sopas�n� biraz yukar� kald�rarak ��yle dedi:
"Bilmelisiniz ki, �lkemizin g�rene�ine g�re, adamlar�n�z� geminizden ��karmak i�in
verdi�imiz bug�n ve yar�ndan sonra �� g�n evlerinizde kapanacaks�n�z. Fakat
�z�lmeyin ve tutukland���n�z� sanmay�n. Rahat edin ve kendinizi dinlenmeye
b�rak�lm� olarak d��n�n. Hi�bir �eyiniz eksik olmayacakt�r. Adamlar�m�zdan alt�s�
d�ar�da herhangi bir i�inizi yapmak �zere ayr�lm�t�r." B�y�k bir heyecan ve
sayg�yla ona te�ekk�r ettik. "Ku�kusuz, bu �lkede Tanr� her �eyde kendini
g�steriyor" dedik. Ona yirmi alt�n lira uzatt�k, ama g�l�msedi. "�ki kez �cret mi
alaca��m?" diyerek bizden uzakla�t�. Hemen biraz sonra yeme�imiz verildi.
Yiyecekler nefis, gerek ekmek, gerek et Avrupa'da bildiklerimizden daha iyiydi. ��
t�rl� i�ki i�tik. Hepsi de sa�l�kl� ve g�zeldi; �z�m �arab�, bizim bira gibi
tah�ldan yap�lm� fakat daha a��k renkli bir i�ki, o �lkenin bir meyvesinden
yap�lm� ola�an�st� ho� ve serinletici bir t�r elma �arab�. Bunlardan ba�ka bize
hastalar�m�z i�in bir y���n k�rm�z� portakal getirdiler. S�ylediklerine g�re deniz
tutmalar�na bire bir gelirmi�. Ayn� zamanda bir kutu k���k gri ve beyaz�ms� haplar
verdiler. Bunlardan hastalar�m�z�n her gece yatmadan �nce birer tane almas�n�
istediler. S�ylediklerine g�re iyile�melerini �abukla�t�r�rm�.

Ertesi g�n, gemimizden adamlar�m�z� ve e�yam�z� getirme ve ta��ma i�i bitip biraz
sakinle�ince, arkada�lar�m�z� toplaman�n iyi olaca��n� d��nd�m. Toplan�nca da
onlara "Sevgili arkada�lar" diye ba�lad�m. "Kendimizin ve durumumuzun ne oldu�unu
bilelim. Biz peygamber Yunus'un, denizlere g�m�lm�ken bal���n karn�ndan d�ar�
��kt��� gibi, karaya ��kt�k. �imdi karaday�z, ama ancak �l�mle ya�am aras�nda
bulunuyoruz; ��nk� hem eski, hem de yeni d�nyan�n �tesindeyiz. Avrupa'y� bir daha
g�recek miyiz, ancak Tanr� bilir: Bizi buraya bir mucize getirdi, ancak bir mucize
kurtarabilir. Bu nedenle ge�mi�teki kurtulu�umuz i�in ve i�inde bulundu�umuz ve
gelecek tehlikeler i�in Tanr�'ya yakaral�m. Her birimiz durumunu d�zeltsin: Sonra
�u da var ki biz dindar ve uygar olan H�ristiyan bir halk aras�na gelmi�
bulunuyoruz. Eksik ve yanl�lar�m�z� g�stererek kendimizi utan�lacak bir duruma
d��rmeyelim. Bir �ey daha var; nazik bir bi�imde olmakla birlikte bir buyrukla
bizi �� g�n s�reyle bu duvarlar�n i�ine kapad�lar: Bunu terbiye ve
davran�lar�m�z�n nas�l oldu�unu anlamak i�in yap�p yapmad�klar�n� kim bilir?
Bunlar�n k�t� olduklar�n� g�r�rlerse bizi hemen kovabilirler. �yiyseler, bize daha
fazla zaman verebilirler. Bize hizmet i�in verdikleri insanlar ayn� zamanda bizi
g�zetlemek g�revini �zerlerine alm� olabilirler. Bunun i�in, Tanr� a�k�na,
kendimizi seviyorsak, Tanr�'n�n ho�una gidecek ve bu halk�n g�z�ne girecek bi�imde
davranal�m."

Arkada�lar�m hep bir a��zdan, verdi�im iyi ���tler i�in bana te�ekk�r ettiler.
A��rba�l�l�k ve nezaketle, en k���k bir g�cenme f�rsat� vermeden ya�amaya s�z
verdiler. �� g�n� ne�e i�inde, tasas�z ge�irdik. Bug�nlerin sonunda ne
yapacaklar�n� merakla bekliyorduk. Bu s�re i�inde hastalar�m�z�n her saat
iyile�tiklerini sevin�le g�r�yorduk. Bunlar kendilerini kutsal bir sa�l�k havuzuna
at�lm�* san�yorlar, do�al bir bi�imde ve h�zla iyile�iyorlard�.
�� g�n ge�tikten sonra bize daha �nce hi� g�rmedi�imiz yeni bir adam geldi. Bu da
�nceki gibi maviler giymi�ti, yaln�zca kavu�u beyazd�. Bunun �st�ne k���k k�rm�z�
bir ta� takm�t�. Ayn� zamanda g�zel kuma�tan bir boyun atk�s� vard�.

��eri girince �n�m�zde biraz e�ildi, kollar�n� uzatt�. Biz de kendisini b�y�k bir
al�akg�n�ll�l�k ve ba�l�l�kla selamlad�k. Sanki a�z�ndan idam�m�z ya da aklanmam�z
yarg�s� ��kacakm� gibi bekliyorduk. Birka��m�zla g�r�mek istedi�ini s�yledi. Bunun
�zerine yaln�zca alt� ki�i kald�k, �tekiler odadan ��kt�lar.

"Ben g�revim olarak" diye s�ze ba�lad�, "bu Yabanc�lar Evi'nin m�d�r�y�m. U�ra��m
bak�m�ndansa bir H�ristiyan papaz�y�m: Bu nedenle sizlere hem yabanc�, hem de
�zellikle H�ristiyan olarak hizmetlerimi sunmaya geldim. Sizin i�itmek
isteyebilece�inizi sand���m baz� �eyler s�yleyebilirim. Devlet sizin alt� hafta
karada kalman�za izin verdi. Fakat i�leriniz daha uzun zaman istiyorsa �z�lmeyin,
��nk� yasa bu bak�mdan �ok s�k� de�ildir; kendimin bile size gerekli olan s�reyi
alabilece�imden ku�ku duymuyorum. �unu da anlaman�z� isterim ki, Yabanc�lar Evi,
�imdi zengin ve �ok sermayelidir. ��nk� otuz yedi y�ldan bu yana gelirini
biriktiriyor. Bu s�re i�inde buralara bir yabanc� gelmemi�tir. Bu nedenle hi�
�z�lmeyin. Devlet kald���n�z s�re i�inde b�t�n harcamalar�n�z� kar��layacakt�r. Bu
y�zden bir g�n bile daha az kalmayacaks�n�z. Getirdi�iniz ticaret mallar�na
gelince, sizlere iyi davran�lacakt�r. Kar��l���n� ya mal olarak ya da alt�n ve
g�m� olarak alabilirsiniz. ��nk� bizim i�in hepsi birdir. Ba�ka bir dile�iniz
varsa s�yleyin. Alaca��n�z yan�t�n sizi utand�racak t�rde olmayaca��n�
g�receksiniz. Yaln�zca �unu s�ylemeliyim ki, hi�biriniz �zel izin olmadan kent
surlar�ndan bir karandan (onlarda bir bu�uk mil) fazla uza�a gidemezsiniz."

Bir s�re birbirimize bakt�ktan sonra bu iyiliksever ve babaca davran�a hayran


olarak �u yan�t� verdik: "Ne s�yleyece�imizi bilemiyoruz. ��kran�m�z� anlatacak
s�z bulam�yoruz. Zaten soylu ve c�mert �nerilerinizle bize isteyecek bir �ey
b�rakmad�n�z. Cennete kavu�mu� gibi olduk; ��nk� biraz �nce �l�m tehlikesiyle
kar�� kar��ya olan bizler �imdi huzur ve avuntu buldu�umuz bir yere getirildik. Bu
mutlu ve kutsal topraklar �st�nde biraz daha ilerlemek iste�iyle g�n�llerimizin
yanmamas� olanaks�z olmakla birlikte bize verilen buyru�a her zaman uyaca��z."
Sonra "sizin sayg�de�er ki�ili�inizi ve b�t�n ulusunuzu yak�r�lar�m�zda unutursak
dilimiz tutulsun" diye ekledik. Ayn� zamanda b�y�k bir al�akg�n�ll�l�kle bizleri
sad�k hizmet�ileri olarak kabul etmesini rica ettik. Ki�ili�imizi ve b�t�n
varl���m�z� buyruklar�na sundu�umuzu bildirdik.

"Ben bir din adam�y�m" dedi, "ve bir din adam�n�n �d�l�n� beklerim. Bu da sizin
karde��e sevginiz, beden ve ruh�a iyi olman�zd�r." Bunun �zerine g�zlerinde
sevecenlik ya�lar�yla bizden ayr�ld�. Sevin�ten ve g�rd���m�z iyilikten �a��rm�
bir durumdayd�k. Aram�zda ��yle s�yleniyorduk: "Biz melekler �lkesine gelmi�iz.
Onlar� her g�n g�zlerimizle g�r�yoruz. Hi� ummad���m�z her rahatl��� daha akl�m�za
gelmeden bize sa�l�yorlar."

Ertesi g�n, saat on s�ralar�nda, vali yine geldi. Selamla�t�ktan sonra teklifsizce
"bizi g�rmeye geldi�ini" s�yledi. Bir sandalye isteyip oturdu. ��imizden on kadar�
da (�tekiler a�a�� tabakadan insanlard� ve baz�lar� da d�ar� ��km�t�) onunla
oturduk. Sandalyelerimize hen�z ili�mi�tik ki, �u bi�imde s�ze ba�lad�:

"Biz bu Ben Salem adas� (kendi dillerinde ona bu ad� verirler) halk� uzak ve �ss�z
bir yerde oldu�umuz, ayn� zamanda yolcular�m�z i�in koydu�umuz gizlilik yasalar�
ve yabanc�lar� �lkemize �ok ender kabul edi�imiz nedeniyle yerle�ik d�nyan�n b�y�k
bir b�l�m�n� iyi tan�r�z, fakat kendimiz bilinmez kal�r�z. Bu nedenle, az bilenin
sorular sormas� daha uygun olur, zaman ge�irmek i�in ben size soru sormayay�m, siz
bana sorun."

Yan�t olarak ona bu izni verdi�i i�in te�ekk�r ettik. "�imdiye kadar
g�rd�klerimizden anlad���m�za g�re bizim i�in d�nyada bu mutlu �lkenin durumunu
anlamak kadar de�erli bir �ey olamaz. Ama her �eyden �nce, d�nyan�n d�rt
buca��ndan gelip burada bulu�tu�umuza g�re, -hepimizin H�ristiyan olmas� nedeniyle
ku�kusuz bir g�n �b�r d�nyada da bulu�mak yazg�m�zd�r- �lkeniz bu kadar uzak,
peygamber olarak tan�d���n�z �sa'n�n d�nyaya geldi�i yerden �ok b�y�k ve bilinmez
denizlerle bu kadar ayr�lm� olmas�na kar��n nas�l olup da bu dine girdi�inizi
anlamak isteriz" dedik.

Bu sorumuzun pek ho�una gitti�i y�z�nden belli oluyordu. "Siz ilk kez bu soruyu
sormakla g�nl�m� kendinize ba�lad�n�z. ��nk� bu sizin �nce �b�r d�nyay�
d��nd���n�z� g�steriyor" dedi. "Sevinerek ve k�saca iste�inizi yerine
getirece�im."

"Kurtar�c�m�z �sa'n�n g�ky�z�ne ��k��ndan yirmi y�l kadar sonra adam�z�n do�u
k�y�s�ndaki Renfusa kentinin halk� geceleyin (gece bulutlu ve sakindi) denizde bir
mil kadar uzakta b�y�k bir ��k s�tunu g�rd�ler. Sivri de�il, denizden g�klere
do�ru y�kselen bir direk ya da silindir bi�imindeydi. �zerinde nurdan bir ha�
g�r�l�yordu ki, dire�in kendisinden daha parlak ve g�steri�liydi. Bu garip g�r�n�m
kar��s�nda kent halk� �a�k�nl�k i�inde kumsalda topland�. Sonra da bu harikan�n
yan�na gitmek i�in birka� k���k kay��a bindiler. Fakat kay�klar s�tuna altm� yarda
kadar yakla�m�lard� ki, kendilerini olduklar� yerde ba�lanm� buldular. Daha fazla
ilerleyemiyorlard�. �evresinde dola�abiliyor ancak ona daha fazla
yakla�am�yorlard�. B�ylece kay�klar yar�m daire bi�iminde toplanarak bu g�ksel
belirtiyi seyre dald�lar. Bir raslant� olarak kay�klardan birinde S�leyman Evi
Derne�i'nden (bu ev veya kolej, karde�lerim, bu �lkenin g�zbebe�idir) bir bilgin
vard�. Bu ki�i bir s�re dikkat ve sayg�yla bu s�tun ve ha�a bak�p kald�.
Birdenbire yere kapand�. Sonra dizleri �zerinde do�rularak ellerini g��e kald�r�p
�u bi�imde duaya ba�lad�:

"Ey yerin ve g�klerin ulu Tanr�s�! Sen bizim u�ra��m�zdan olanlara l�tfederek
yaratt���n yap�tlar�, onlar�n ger�ek gizlerini bilmek; tanr�sal olaylar, do�a
yap�tlar�, sanat yap�tlar�yla her t�r d�zmece, aldatmaca aras�ndaki fark� sezme
yetene�ini (insano�ullar�na verilebildi�i kadar) bizlere ba��lad�n! �u insanlar
�n�nde do�rulu�unu kabul ederim ki �imdi g�zlerimizin �n�nde g�rd���m�z bu �eyde
senin parma��n vard�r ve bu ger�ek bir tans�kt�r. Kitaplar�m�zdan senin yaln�z ve
yaln�z tanr�sal ve y�ksek ama�larla ola�an�st� �eyler yaratt���n� ��reniyoruz.
��nk� do�a yasalar� senin yasalar�nd�r ve sen onlar� iyi bir neden olmad�k�a asla
de�i�tirmezsin, senden bu olay� bize kutlu k�lman�, bize iyilik ederek bunu
a��klaman� ve yarar�n� g�stermeni rica ediyoruz. Zaten bunu bize g�ndermekle biraz
olsun bunun s�z�n� veriyorsun.

"Yakarmas�n� bitirince i�inde bulundu�u kay���n ��z�lm� ve ilerlemeye haz�r


oldu�unu g�rd�. Oysa �tekiler h�l� ba�l�yd�lar; bunu yakla�mas�na izin olarak
kabul edip kay���n yava��a ve sessizce s�tuna do�ru ilerletilmesi i�in buyruk
verdi; fakat yan�na varmadan �nce s�tun ve kutsal ��ktan ha� da��ld�, sanki
y�ld�zl� bir g�ky�z�n�n i�ine at�ld�. Bu da hemen biraz sonra g�zden yitti. Sedir
a�ac�ndan k���k bir kutu ya da sand�ktan ba�ka bir �ey g�r�nmez oldu. O da
kuruydu, sudan hi� �slanmam�t�, ama y�z�yordu. Kendisine do�ru olan ucunda k���k
ye�il bir hurma dal� b�y�m�t�. Bilgin sand��� b�y�k bir sayg�yla kay��a al�nca
kendili�inden a��ld�. ��inden bir kitapla bir mektup ��kt�. �kisi de ince par��men
�zerine yaz�lm�, Hint kuma�lar�na sar�lm�lard�. Kitap sizin elinizde bulunan
bi�imde (��nk� biz sizin kiliselerinizin neyi kabul etti�ini �ok iyi biliyoruz)
Ahdi Atik ile Ahdi Cedid'in b�t�n kitaplar�n�, ayn� zamanda Apocalypse'i (yani
Ahdi Cedid'in son kitab�n�); ayn� zamanda Ahdi Cedid'in o zaman yaz�lmam� fakat
yine kitapta olan di�er b�l�mlerini i�eriyordu. Mektuba gelince, i�inde �u s�zler
yaz�l�yd�:

"Ulu Tanr�'n�n hizmet�isi ve �sa'n�n havarisi olan ben Bartholomew'ya, g�z�m�n


�n�nde beliren bir melek bu sand��� denizin dalgalar� aras�na atmam� sal�k verdi.
Bu nedenle bu sand���n karaya vuraca�� yerin halk�na onlara ayn� g�n Tanr�'dan ve
�sa'dan kurtulu�, bar� ve iyilik gelece�ini bildiririm.

"Ayn� zamanda bu yaz�lar�n ikisinde, yani hem kitap, hem mektupta b�y�k bir tans�k
g�sterilmi�ti. Bu tans�k havarilere verilen her dilde anla��lmak yetisine
benziyordu. ��nk� o �a�larda bu �lkelerde yerlilerden ba�ka �braniler, �ranl�lar
ve Hintliler vard�. Bunlar�n her biri kitab� ve mektubu sanki kendi dilinde
yaz�lm� gibi okuyordu. B�ylece, nas�l eski d�nyan�n kalan k�sm� Nuh'un gemisi
arac�l���yla kurtar�lm�sa, Aziz Bartholomew'nun havarilik ve ola�an�st� din
�al�malar�yla bu �lke dinsizlikten kurtuldu." Biraz durdu. Bu s�rada bir haberci
geldi, onu �a��rd�. Bu nedenle bu toplant�da b�t�n konu�tuklar�m�z bu kadarla
kald�.

Ertesi g�n vali yemekten hemen sonra yine geldi ve �u bi�imde �z�r diledi. "D�n
ans�z�n sizleri b�rak�p gitmek zorunda kald�m. Fakat arkada�l���mdan ve
s�yle�imden ho�land�ysan�z bug�n bu a����m�z� kapat�r, sizinle bir s�re konu�uruz"
dedi. Yan�t vererek, "O kadar ho�land�k ki, siz konu�urken ge�irdi�imiz
tehlikeleri ve ge�irece�imiz korkular� unutuyoruz. Sizinle ge�irdi�imiz bir saat,
daha �nce ya�ad���m�z y�llar�n t�m�nden de�erlidir" dedik.

Bizleri hafif�e e�ilerek selamlad�. Hepimiz yeniden oturduktan sonra "sorular�


sormak size d�er" dedi. ��imizden biri biraz durduktan sonra: "Bir konuyu bilmek
istiyoruz, fakat s�n�r�m�z� a�ar�z diye sormaktan korkuyoruz. Sizin bize kar��
g�sterdi�iniz �rne�i olmayan bu iyilikle y�reklenerek kendimizi yabanc�
sayam�yoruz. Sizin sad�k hizmet�iniz olmaya s�z verdi�imiz i�in de bunu sormak
cesaretini kendimizde buluyoruz. Yan�tlamay� uygun bulmazsan�z, yan�t vermeyin ve
kendinibilmezli�imizi ba��lay�n.

"Bug�n �zerinde bulundu�umuz �u mutlu adan�n pek az kimse taraf�ndan bilindi�i,


buna kar��n onun, d�nya uluslar�n�n �o�unu bildi�iyle ilgili anlatt�klar�n�z�
dikkatle dinledik. Bu s�zleri do�ru bulduk. ��nk� siz Avrupa dillerini
konu�uyorsunuz, durumumuzu ve i�lerimizin �o�unu biliyorsunuz. Fakat biz
Avrupa'da, bu son d�nemin b�t�n uzak deniz seferlerine ve bulu�lar�na kar��n, bu
adayla ilgili hemen hemen hi�bir �ey duymad�k. Bunu son derece garip buluyoruz.
��nk� b�t�n uluslar birbirleriyle ilgili, ya yabanc� �lkelere giderek ya da gelen
ziyaret�iler arac�l���yla bilgi sahibi oluyorlar. Her ne kadar yabanc� �lkelere
giden bir gezgin �ok kez g�z�yle g�rerek, yurdunda kalarak gezginlerin
anlatt�klar�yla elde edebildi�inden daha �ok bilgi elde ederse de, her iki
bi�im de iki �lkeyle ilgili bir dereceye kadar kar��l�kl� bilgi edinmeye yeter.
Fakat biz bu adadan herhangi bir geminin Avrupa limanlar�ndan birine geldi�ini hi�
kimseden duymad�k. Hay�r, ne Do�u, ne Bat� Hindistan'dan, ya da d�nyan�n
herhangi bir yerinden bir gemi oraya gitmemi�tir. Fakat �a��lacak �ey bu de�ildir.
��nk�, siz y�ce ki�inin s�yledi�i gibi, buras�, b�yle geni� bir denizin en gizli
bir yerinde bulunmas� nedeniyle bilinmeyebilirdi. Fakat kendilerinden bu kadar
uzakta olanlar�n dilleri, kitaplar� ve i�leriyle ilgili bilgi sahibi olmalar�n�
bir t�rl� anlayamad�k. Ba�kalar�na gizli ve g�r�nmez olmak, sonra da ba�kalar�n�
bir ��k alt�ndaym� gibi apa��k g�rmek bize tanr�sal g��lerin ve varl�klar�n bir
durumu ve �zelli�i gibi g�r�nd�."

Vali bu s�ylevi sevimli bir bi�imde g�l�mseyerek yan�tlad�: "�imdi sordu�unuz bu


soru nedeniyle ba��lama diledi�iniz i�in iyi ettiniz; ��nk� anla��l�yor ki, siz bu
�lkeyi bir sihirbazlar �lkesi san�yorsunuz, sanki bizler d�nyan�n her yan�na di�er
�lkelerden haber ve bilgiler getirmek i�in cinler ve periler g�nderiyoruz" dedi.

�ok b�y�k bir al�akg�n�ll�l�kle yan�t verdik. Fakat y�z�nde onun bunu yaln�zca
bir �aka olsun diye s�yledi�ini g�steren bir anlam vard�. "Bu adada do�an�n
�st�nde bir �ey oldu�una inanacakt�k, ama bunun sihirle de�il, daha �ok meleklerle
ilgili oldu�unu san�yoruz. Fakat bizi bu soruyu sorma konusunda dikkatli ve
ku�kulu olmaya s�r�kleyen neden, efendimizin ger�ekten bilmesini isteriz ki, b�yle
bir d��nce de�ildi. Daha �ok bu �lkede yabanc�larla ilgili gizli yasalar
bulundu�una ili�kin bir �nceki konu�man�zda �st� kapal� olarak s�yledi�iniz bir
�eyi an�msamam�zd�." Buna yan�t vererek "Do�ru" dedi. "Bu nedenle size
s�yleyece�im �eylerde benim i�in a��klanmas� yasak olan baz� noktalar� izninizle
gizli b�rakaca��m; fakat s�yleyeceklerim sizi tatmin etmeye yeterli olacakt�r.

"�unu bilmelisiniz ki, -belki de buna inanmayacaks�n�z- a�a�� yukar� �� bin y�l
hatta biraz daha �nce, d�nya denizcilik, hele uzak yolculuklar bak�m�ndan, bug�n
oldu�undan daha ileriydi. Sanmay�n ki, �u son y�z yirmi y�l i�inde �lkenizde
yolculuklar�n ne kadar �ok artt���n� bilmiyorum. �yi biliyorum, ama yine
s�yl�yorum ki, ge�mi�te denizcilik �imdikinden daha ileriydi. B�y�k tufandan sonra
insanlar�n bir b�l�m�n� kurtaran Nuh'un gemisi bir �rnek olu�turarak insanlara
denize ��kmaya cesaret ve g�ven mi verdi, nedir bilmiyorum ama ger�ek b�yledir.
Finikeliler, hele Suriyelilerin b�y�k donanmalar� vard�. Daha bat�da s�m�rgeleri
olan Kartacal�lar�n da, do�uya do�ru M�s�r ve Filistin'in de gemicilikleri ayn�
bi�imde �ok geli�mi�ti. �imdi ancak kay�k ve kanolar� olan �in'in ve Amerika
dedi�imiz B�y�k Atlantis'in o zaman pek �ok sava� gemisi vard�. O �a�lardan kalm�
do�ru kay�tlarda g�rd���m�ze g�re bu ada iyi donat�lm� bin be� y�z sa�lam gemiye
sahipti. B�t�n bunlar hakk�nda sizler pek az �ey biliyorsunuz veya hi�
bilmiyorsunuz, fakat bizim geni� bilgimiz var.

"O d�nemde bu �lke daha �nce adlar�n� sayd���m�z b�t�n �lkelerin gemileri
taraf�ndan bilinir ve ziyaret edilirdi. �ok kez bunlar�n i�inde gemici olmayan
ba�ka �lkelerin insanlar� da geliyordu: �ranl�lar, Keldaniler, Araplar gibi. Bu
nedenle, bug�n �lkemizde hemen hemen b�t�n g��l� ve �nl� �lkelerden aileler ve
k���k boylar var. Kendi gemilerimizle bir�ok yolculuk yapt�lar. Bu arada Herk�l
S�tunlar� dedi�iniz bo�azlara (Cebelitar�k), ayn� zamanda Atlas Okyanusu'na,
Akdeniz'e, Hanbal�k Da�� denen Pekin'e, Do�u denizlerindeki Hongchow'a ve Do�u
Tataristan s�n�rlar�na kadar gittiler.

"Bu d�nemde ve daha sonra, B�y�k Atlantis halk� geli�ip ilerlemeye ba�lad�. Ger�i
sizin b�y�k adamlar�n�zdan birinin (Platon) Nept�n'�n �ocuklar�n�n orada
yerle�mesini, g�rkemli tap�nak, saray, kent ve tepeyi, bu alan� ve tap�na��
zincirler gibi �evreleyen ve �zerinde gemiler dola�an �rmaklar�, insanlar�n ayn�
yere ��kmak i�in kulland�klar� ve sanki g�ky�z� merdivenleriymi� gibi �vd��� t�rl�
y�kseklikteki merdivenlerin �yk�s� ve betimlemesi �ok �iirsel bir s�ylenceyi dile
getirir. Ama �u kadar� do�rudur ki, ad� ge�en Atlantis �lkesi o zaman Coya diye
tan�nan Peru, yine o zaman Tyrambel diye an�lan Meksika, askerlik, donanma ve
zenginlik bak�m�ndan g��l� ve �ok b�y�k �lkelerdi; o kadar g��l�yd�ler ki, bir
d�nem, hatta on y�l i�inde, Tyrambel halk� Atlantik'ten Akdeniz'e, Coyal�lar ise
G�ney Denizi'nden adam�za iki b�y�k sefer yapt�lar.

"Bu seferlerden Avrupa'ya yap�lan ilkiyle ilgili, anla��l�yor ki, sizin ayn�
yazar�n�z, ad�n� s�yledi�im bir M�s�rl� rahibin anlat�s�ndan yararlanm�t�r.
Ger�ekten de b�yle olmu�tur. Fakat bu g��lere kar�� koymak ve onlar� kovmak onuru
eski Atinal�lar�n m�d�r, bunu bilmiyorum; fakat �u kesindir ki, bu yolculuktan ne
bir gemi, ne de bir insan geri d�nm�t�r. Daha merhametli d�manlarla kar��la�mam�
olsalard�, Coyal�lar�n �lkemize yapt�klar� ikinci seferin sonucu da daha iyi
olmazd�. ��nk� bu adan�n Altabin ad�ndaki ak�ll� ve iyi sava��� olan kral�,
kendisinin ve d�manlar�n�n g�c�n� �ok iyi bildi�i i�in onlar�n kara g��lerini
gemilerinden ay�rmay� becerdi, donanmalar�n� ve ordug�hlar�n� onlar�nkinden daha
b�y�k bir g��le hem karadan, hem denizden sard�. Onlar� bir �arp�ma bile olmadan
teslim olmak zorunda b�rakt�. Aman diledikleri zaman bir daha kendisine kar��
silah kullanmayacaklar�na ant i�irmekle yetinerek hepsini �zg�r b�rakt�.

"Fakat Tanr�'n�n �c� bu kurumlu giri�imi yok etmekte gecikmedi. ��nk�, y�z y�ldan
daha k�sa bir s�re i�inde B�y�k Atlantis t�m�yle yok oldu. Yazar�n�z�n dedi�i gibi
b�y�k bir depremle de�il, (��nk� b�t�n o b�lgede deprem �ok g�r�lmez) tufan ve
sellerle y�k�ld�. O �lkelerde bug�n de eski d�nyada oldu�undan �ok daha b�y�k
�rmaklar ve onlar� besleyen �ok daha y�ksek da�lar vard�r.

"Fakat bu sel suyunun �ok derin olmad���, �ok yerlerde yerden k�rk aya�� ge�medi�i
do�rudur. Bu nedenle genel olarak insan ve hayvanlar� �ld�rmekle birlikte
ormanlarda ya�ayan hayvanlardan bir b�l��� ka�abildi. Ku�lar da y�ksek a�a�lara ve
ormanlara s���narak kurtuldular. �nsanlara gelince, bir�ok yerde yap�lar� suyun
derinli�inden daha y�ksek olsa bile, sular s�� olsa da uzun s�re yery�z�n�
kaplad��� i�in vadide bo�ulmayan insanlar yiyecek ve di�er gerekli �eylerin
yoklu�undan �ld�ler.

"Bu nedenle Amerika'n�n n�fusunun �ok az olu�una, halk�n gerilik ve bilgisizli�ine


�a�may�n. Amerika halk�n� gen�, hem de d�nyan�n di�er insanlar�ndan en a�a�� bin
y�l daha gen� saymal�y�z. ��nk�, genel tufanla onlar�n u�rad��� sel y�k�m�
aras�nda bu kadar zaman vard�. Da�larda kalan zavall� insanlar �o�alarak yava�
yava� �lkelerini yeniden doldurdu. Basit ve yaban�l insanlar olduklar�, d�nyan�n
ba�l�ca ailesi olan Nuh ve o�ullar� gibi olmad�klar� i�in sonraki ku�aklara yaz�n,
sanat ve uygarl�k b�rakmad�lar. Da�l�k �lkelerinde, o b�lgelerin son derece so�uk
olmas� y�z�nden kaplanlar, ay�lar ve o yerlerde g�r�len uzun k�ll� b�y�k ke�ilerin
postlar�n� giyerlerdi; vadiye indikten sonra oradaki s�cakl��� dayan�lmaz
buldular. Daha hafif giysiler yapmas�n� bilmedikleri i�in de ��plak gezmek zorunda
kald�lar. Bu al�kanl�k bug�ne kadar s�rm�t�r, yaln�zca ba�lar�na ku� t�yleri
takmaktan b�y�k onur ve zevk duyarlar. Bunu da, sular bas�p al�aklar� doldurdu�u
zaman y�ksek yerlere s�r�ler halinde konan ku�lar arac�l���yla da�lara yol
bulabilen atalar�ndan alm�lard�r.

"G�r�yorsunuz ki, tarihin bu ola�an y�k�m� y�z�nden bize en yak�n olmalar�


nedeniyle her zaman al�veri� etti�imiz Amerikal�larla ili�kilerimizi yitirdik.
D�nyan�n ba�ka b�l�mlerine gelince, a��kt�r ki, bunu izleyen d�nemlerde sava�lar
y�z�nden mi, yoksa zaman�n do�al olarak de�i�mesiyle mi, her neyse, denizcilik her
yerde �ok geriledi. �zellikle uzak yolculuklar, kalyon ve denize dayanamayacak
gemilerin kullan�lmas� nedeniyle, hi� yap�lmaz oldu.

"Bu nedenle ili�kilerimizin, ba�ka �lkelerden bize gemiler gelmesi b�l�m� uzun
zamandan beri s�r�yor. Fakat ili�kilerimizin ikinci b�l�m�n�n yani bizim
gemicilerimizin ba�ka �lkelere gitmesi i�inin s�rmemesi i�in size ba�ka bir neden
g�stermeliyim. ��nk�, do�ru s�ylemek gerekirse, gemilerimiz say�, sa�laml�k,
denizciler, kaptanlar ve gemicilikle ilgili her konuda her zaman oldu�undan daha
iyidir; �yleyse ni�in yurdumuzda kald���m�z� �imdi size ayr�ca a��klayaca��m.
B�ylece sizin de ana sorunuza biraz olsun yan�t vermi� olaca��m.

"Bu adada bin dokuz y�z y�l �nce bir h�k�mdar ya�am�t�. Biz onun an�s�na b�t�n
di�er h�k�mdarlar�n an�s�ndan daha fazla sayg� g�steririz. Biz ona herhangi bir
k�r inan� y�z�nden de�il, fakat �l�ml� olmakla birlikte, Tanr�'n�n bir arac�s�
oldu�u i�in bu sayg�y� g�steriyoruz: Ad� S�leyman olan bu h�k�mdar� milletimize
yasalar verdi�i i�in �nemsiyoruz. Y�re�inin iyili�iyse sonsuzdu, �lkesini ve
ulusunu mutlu etmek, birinci amac�yd�. Bu nedenle �evresi be� bin alt� y�z mil
olan ve b�y�k bir b�l�m� son derece verimli olan bu �lkenin d�ar�dan hi�bir yard�m
g�rmeden kendisini ya�atacak kadar zengin ve kendine yeter oldu�unu d��nd�.
Gemiler bal�k��l�k ve ta��mac�l�k yaparak ayn� zamanda bizden pek uzak olmayan ve
bu devletin y�netimi ve yasalar� alt�nda bulunan baz� k���k adalar aras�nda gidip
gelerek bol bol i� bulabilirlerdi.

"Memleketin o zaman i�inde bulundu�u mutlu ve zengin durumunu, bunun daha fazla
iyile�emeyece�ini, oysa bin kez daha k�t�le�ebilece�ini g�z �n�nde tutarak kendi
d�neminde olu�an bu mutlulu�u sonsuzla�t�rmak amac�yla (onun amac� soylu ve
kahramanca olmakla birlikte sonu�ta bir insan kadar ileriyi g�rebiliyordu)
�lkemizin temel yasalar�na, yabanc�lar�n �lkeye girmesine yasaklar ve engeller
koydu. O s�ralarda, Amerika'n�n y�k�m�ndan sonra olmakla birlikte, yabanc�lar
buraya pek s�k gelip giderlerdi. H�k�mdar�m�z yenilikten ve (yabanc�) g�reneklerin
birbirine kar�mas�ndan ho�lan�yordu.

"Yabanc�lar�n �zel izin almadan �lkeye girmesini yasaklayan buna benzer bir yasa,
�in'de de vard�r ve h�l� da y�r�rl�ktedir. Fakat orada bu yasa �ok k�t� sonu�lar
vermi�, onlar� acayip, bilgisiz, korkak ve budala bir ulus yapm�t�r. Fakat bizim
yasa koyucumuz yasay� bamba�ka bir ruhla olu�turmu�tur. ��nk�, her �eyden �nce,
gemileri kazaya u�ram� yabanc�lar�n kurtar�lmas� i�in �nlem alarak bir farkl�l�k
getirmi�, insanl�k �lk�s�nden ayr�lmam�t�r. Bunu siz kendiniz de ya�ad�n�z."

Bu s�zler �zerine, hepimiz aya�a kalkt�k. �n�nde sayg� ile e�ildik.

O s�zlerini s�rd�rerek: "Yine ayn� kral insanl�k duygusunu ve siyaseti


birle�tirmek isteyerek ve yabanc�lar� istemedikleri halde burada al�koymay�
insanl�k duygusuna, onlar�n geri d�nerek bu devlete ili�kin bilgilerini
a��klamalar�n� siyasete ayk�r� buldu�u i�in, bu �nlemleri ald�. �lkeye ��kmalar�na
izin verilen yabanc�lar ne kadar �ok olurlarsa olsunlar, istedikleri zaman
gidebilecekler, kalmak isteyenlerse, devletin sa�layaca�� �ok iyi ya�ama ko�ullar�
bulacaklard�. Bunda o kadar b�y�k bir uzak g�r�l�l�k g�stermi�ti ki, yasa��n
kondu�u d�nemden bu yana bir tek geminin geri geldi�ini g�rmedik. Yaln�zca on ��
ki�i ayr� ayr� zamanlarda bizim gemilerimizle bize d�nd�ler. Bu birka� ki�inin
d�ar�dayken bizim i�in neler s�ylediklerini bilmiyorum. Fakat ne s�ylerlerse
s�ylesinler geldikleri yer onlara ancak bir d� �lkesi olmu�tur.

"�imdi, bizim buradan yabanc� �lkelere yolculuklar�m�za gelince, yasa koyucumuz,


bunu t�m�yle yasaklamay� uygun buldu. �in'de b�yle de�ildir, ��nk�, �inliler
istedikleri ve gidebildikleri yere giderler; bu onlar�n yabanc�lar� �lkelerine
sokmamak i�in ��kard�klar� yasan�n bir korkakl�k ve al�akl�k yasas� oldu�unu
g�sterir. Fakat bizim bu yasa��m�z�n tek bir �zel durumu vard�r ki; hayran olmaya
de�er ve yabanc�larla ili�kiden do�an yarar� koruyarak zarar� �nler. �imdi bunu
size a��klayaca��m. Burada konudan biraz ayr�l�yor gibi g�r�nece�im ama sonu�ta
ili�kiyi g�receksiniz."

"�unu anlamal�s�n�z ki sevgili dostlar�m, o h�k�mdar�n ba�ard��� b�y�k i�lerden


biri di�erlerinden �st�nd�r. Bu da 'S�leyman Evi' dedi�imiz bir toplulu�u ya da
derne�i olu�turmas� ve kurmas�d�r. D��ncemize g�re bu �imdiye kadar d�nya �zerinde
g�r�lmemi� en soylu kuruldur ve �lkemizi ayd�nlatan bir fenerdir. G�revi Tanr�'n�n
yap�tlar�n� ve yarat�klar�n� incelemektir. Baz� ki�iler kurucusunun ad�n� biraz
bozmu� olarak ta��d���n�, Solomona Evi olmas� gerekti�ini s�yl�yorlarsa da,
kay�tlarda, konu�uldu�u gibi yaz�lm�t�r. Bunun sizce de bilinen ve bize de yabanc�
olmayan �branilerin kral� S�leyman'�n ad� oldu�unu kabul ediyorum. ��nk� bizde
onun yap�tlar�nda sizin yitirdi�iniz baz� b�l�mler vard�r: �rne�in, 'L�bnan
sedirinden duvarda b�y�yen yosuna kadar' b�t�n bitkiler, canl�lar ve devinen b�t�n
�eylerle ilgili yazd��� do�a tarihi.

"Bu beni �u inanca ula�t�r�yor ki, kral�m�z kendisinden y�llarca �nce ya�am�
olan �branilerin kral�yla bir�ok �eyde ayn� d��ncede oldu�u i�in onu bu kurulun
ad�yla onurland�rm�t�r. Bu toplulu�a ya da derne�e bazen 'S�leyman Evi', bazen de
'Alt� G�nl�k Yap�tlar Koleji' denmesi beni bu d��nceye daha �ok y�neltiyor. B�y�k
h�k�mdar�m�z, Tanr�'n�n d�nyay� ve i�indeki b�t�n varl�klar� alt� g�n i�inde
yaratt���n� �branilerden ��renmi� ve bu kurulu b�t�n varl�klar�n ger�e�ini bulup
��kartmak i�in kurmu�tur. B�ylece Tanr�'n�n sanat��l���n� daha y�cele�tirmek,
insanlara bunlardan yararlanma konusunda daha b�y�k olanaklar sa�lamak i�in ona bu
ikinci ad� vermi�tir.
"Fakat �imdi konuya d�nelim. H�k�mdar�m�z b�t�n halk�m�za kendi egemenli�i alt�nda
olmayan yerlere gitmeyi yasaklad��� zaman �u kural� da koymu�tur: Her on iki y�lda
bir bu �lkeden ayr� yolculuklar yapmak �zere iki gemi yola ��kacak, bu iki geminin
i�inde 'S�leyman Evi'nin' ��retim �yelerinden ya da di�er ilgililerinden olu�an ��
ki�ilik bir kurul bulunacak, bunlar�n g�revi de, bize gittikleri �lkelerin i�leri
ve durumu, �zellikle b�t�n d�nyadaki bilim ve sanatla, bulu�larla, yeni �r�nlerle
ilgili bilgilerin ve bunlarla birlikte her t�r kitap ve �rneklerin
getirilmesiydi. Gemiler ��retim �yelerini karaya ��kard�ktan sonra geri gelecek ve
��retim �yeleri bu �lkelerde yeni bir kurul gelinceye dek kalacaklard�. Gemilerde
yiyecek ve olduk�a �ok para ve de�erli e�yadan ba�ka bir �ey bulunmayacakt�. Bu
para ve de�erli e�ya ��retim �yelerinin yan�nda bulunacak ve onlar taraf�ndan
b�yle �eyler almak ve uygun g�rd�kleri ki�ileri �d�llendirmek i�in kullan�lacakt�.

"�imdi s�radan gemicilerimizin karaya ��kt�klar� zaman nas�l olup da


tan�nmad�klar�n�, gittikleri �lkeye g�re adlar�n� ve giysilerini de�i�tirerek
nas�l karaya ��kar�ld�klar�n�, bu yolculuklar�n hangi �lkelere yap�ld���n�, yeni
kurullarla bulu�acaklar� yerlerin nas�l saptand���n� ve �imdiye kadar ne
yap�ld���n� size anlatmak durumunda de�ilim ve siz de herhalde istemezsiniz. Fakat
g�r�yorsunuz ki, biz alt�n, g�m� veya elmas, yahut ipek, baharat ya da mal
ticareti yapm�yoruz... Biz yaln�zca Tanr�'n�n ilk yaratt��� �ey olan ����
istiyoruz. D�nyan�n her yerini ayd�nlatacak olan ����!"

Bunu s�yledikten sonra sustu. Biz de bir �ey s�ylemedik; ger�ekten hepimiz bu
kadar inand�r�c� bir bi�imde s�ylenen b�yle garip �eyleri duyduktan sonra
�a��rm�t�k. Bizim bir �eyler s�ylemek istedi�imizi, fakat hemen haz�r olmad���m�z�
anlayarak b�y�k bir nezaketle yard�m�m�za yeti�ti ve s�ze ba�lad�. Bize
yolculu�umuzu nas�l ge�irdi�imizi sormak al�akg�n�ll�l���n� g�sterdi. Sonunda
devletten ne kadar s�re kalma izni isteyece�imizi d��n�rsek iyi olaca��n�, bu
s�reyi k�sa kesmeye gerek olmad���n�, istedi�imiz kadar kalabilece�imizi s�yledi.
Bunun �zerine hepimiz aya�a kalkt�k. Boyun atk�s�n�n ucunu �pmeye haz�rland�k,
fakat izin vermeyerek yan�m�zdan ayr�ld�.

Devletin kalmak isteyen yabanc�lara baz� ko�ullarla izin verece�i haberi duyulur
duyulmaz gemiye bakacak birka� ki�i bulmak, onlar� hemen valiye gidip ko�ullar�
��renmekten al�koymak �ok g�� oldu; fakat bir�ok g�r�lt�den sonra, ne yapaca��m�z�
kararla�t�r�ncaya kadar onlar� al�koyduk.

Yok olmak tehlikesinin ortadan kalkt���n� g�rerek �imdi kendimizi �zg�r


duyumsuyor, ne�e i�inde d�ar� ��k�yor, izin verilen alan i�inde g�r�lecek �eyleri
g�r�yor, bir�ok insanla tan��yorduk. Bunlar pek a�a�� tabakadan kimseler de�ildi.
Bize o kadar iyi davrand�lar ve yabanc� oldu�umuz halde ba��rlar�na basmak i�in o
kadar b�y�k bir istek g�sterdiler ki, neredeyse hepimiz yurdumuzda b�rakt���m�z
sevdiklerimizi unutacakt�k. S�rekli olarak g�rmeye ve anlat�lmaya de�er bir�ok
�eyle kar��la��yorduk. D�nyada bak�lacak bir ayna varsa, o da bu �lkedir.

Bir g�n arkada�lar�m�zdan ikisi bir aile d���n�ne �a�r�ld�lar. Bu onlar�n en


do�al, dinsel sayg�ya lay�k g�renekleridir. Halk�n hep iyi insanlardan olu�tu�unu
g�sterir. Yap�l� bi�imi ��yledir: Kendi soyundan otuz ki�inin ya�ad���n� g�rme
mutlulu�una eri�mi� ki�ilere harcamalar� devlet�e �denerek bu d���n� yapma hakk�
verilir. Tirsan dedikleri aile ba�kan�, d���nden iki g�n �nce se�ti�i �� arkada��
yan�na al�r. D���n�n yap�ld��� kentin ya da yerin y�neticileri de kendisine yard�m
eder. Ailenin kad�n, erkek b�t�n �yeleri toplant�ya �a�r�l�r.

Bu iki g�n s�resince tirsan, oturup ailenin durumunu onlarla g�r��r. Orada aile
bireyleri aras�nda bir ge�imsizlik veya dava varsa ��z�mlenir, rahata ermeleri ve
iyi ya�ama ko�ullar� elde etmeleri i�in karar al�n�r, k�t� al�kanl�klara ve
yollara kendilerini kapt�rm� olanlar varsa azarlan�r ve k�nan�r. Ayn� bi�imde
evlenmeler, ya�am bi�imlerini de�i�tirecek olanlar varsa onlara kurallar ve buna
benzer ba�ka i�lerde buyruklar verilir, �nerilerde bulunulur. Tirsan�n karar ve
buyruklar�na uyulmazsa y�netici resmi yetkisine dayanarak uygulamalar�n
ger�ekle�ebilmesi i�in yard�m eder. Fakat buna �ok az gerek olur. ��nk� do�an�n
buyru�una b�y�k sayg� ve g�ven g�sterirler. Tirsan da o�ullar� aras�ndan
kendisiyle ayn� evde ya�ayacak birini se�er ki ona bundan sonra, "asma filizi"
derler. Bunun nedenini sonra a��klayaca��m.

D���n g�n�nde, baba yahut tirsan, duadan sonra, d���n�n yap�ld��� b�y�k salona
gelir. Salonun �st yan�nda y�ksek�e bir yer vard�r. Bu yerin ortas�na, duvar�n
�n�ne, bir sandalye ve bir masa konmu�, bir hal� serilmi�tir. Sandalyenin �zerinde
bir yuvarlak ya da oval sayvan vard�r. Sayvan bizim sarma��klar�m�zdan biraz daha
beyaz, g�m� kavak yapra��n� and�ran fakat daha parlak olan bir sarma��ktand�r.
��nk� b�t�n k� ye�il kal�r. Sayvan g�m� ve t�rl� renklerde ipekle �ok g�zel
i�lenmi�, sarma��k bir �erit gibi �r�lm�t�r. Bunu hep ailenin k�zlar� i�lerler.
Yukar�s� ipekten ve g�m� s�rmadan ince bir duvakla �rt�l�r; fakat onun alt� ger�ek
sarma��kt�r. Bunlar indirilince ailenin dostlar� birka� yaprak veya dal kopar�p
saklarlar. Tirsan b�t�n ailesi veya soyuyla, erkekler �nde, kad�nlar arkada oldu�u
halde gelir. B�t�n aileyi do�urmu� olan bir anne varsa sandalyenin sa��nda �zel
bir kap�s�, yald�zl� ve mavi kur�un �er�eveli bir cam penceresi olan y�ksek�e bir
oda i�erisinde bir kafes arkas�nda oturur, fakat kendisi g�r�lmez.

Tirsan geldi�i zaman tahta oturur, b�t�n soyu arkas�nda ve y�ksek�e yerin yan�
boyunca duvar�n �n�nde ya� s�ras�na g�re kad�n, erkek fark� g�zetmeksizin ayakta
dururlar. Oturdu�u zaman oda, daima kalabal�k fakat d�zenlidir, biraz bekledikten
sonra odan�n a�a�� ucundan duyurucu gelir. Yan�nda iki delikanl� vard�r. Biri
parlak, sar� par��men k���d�ndan bir tomar, �teki uzun sapl� veya dall� bir �z�m
salk�m� ta��r. Haberciyle �ocuklar deniz ye�ili atlastan birer kaftan
giymi�lerdir, fakat duyurucunun kaftan� s�rmal�d�r ve yerde s�r�n�r.

Sonra duyurucu �� kez yerlere kadar e�ilerek haz�r olanlar� selamlar, y�ksek�e bir
yere kadar gelir. Orada ilkin eline tomar� al�r. Bu tomar kral�n, aile ba�kan�na
ba��lad��� gelir, ayr�cal�k ve verilen g�revleri i�eren bir ferman ve berat�d�r.
Hep "Bizim sevgili arkada��m�z ve alacakl�m�z" diye ba�lar. Bu niteleme yaln�zca
bu durumlarda kullan�l�r. ��nk� s�ylediklerine g�re, kral halk�n�n �o�al�p
�remesinden ba�ka herhangi bir �ey i�in bir ki�iye bor�lu olamazm�. Kral�n
fermana bast��� m�h�rde kral�n alt�ndan kabartma bir resmi vard�r. Bu gibi
beratlar sorulmadan ve bir hak olarak ��kar�lmakla birlikte ailenin b�y�kl�k ve
onuruna g�re de�i�irler.

Duyurucu bu berat� y�ksek sesle okur. Okunurken baba yani tirsan se�ti�i iki
o�lunun kolunda aya�a kalkar. Bundan sonra duyurucu y�ksek�e yere, yani k�rs�ye
��kar, berat� ona verir. Bunu yaparken orada bulunanlar�n hepsi kendi dillerinde
"Ben Salem halk�na ne mutlu!" diye ba��r�rlar. Bundan sonra duyurucu �teki
�ocuktan eline alt�ndan �z�m salk�m�n�, dal� ve �z�mleriyle birlikte al�r, fakat
�z�mler boyal�d�r. Ailede erkeklerin say�s� �oksa �z�mler mor renge boyanm�,
�zerlerine k���k bir g�ne� oturtulmu�tur. Kad�nlar �oksa ye�ile �alan sar� bir
renge boyanm�, �zerine bir yeni ay konmu�tur. �z�mlerin say�s� ailede bulunan
birey say�s� kadard�r. Bu alt�n salk�m� da duyurucu tirsana verir. O da hemen,
birlikte oturaca�� ve bu ama�la �nceden se�ti�i o�luna verir. O�lu bundan sonra
onu babas� ne zaman d�ar� ��karsa �n�nde bir onur i�areti olarak ta��r ve "asman�n
filizi" diye an�l�r.

Bu t�ren bittikten sonra, baba yani tirsan �ekilir, bir s�re sonra yine yeme�e
gelir. Orada daha �nce oldu�u gibi tek ba��na sayvan�n alt�nda oturur; S�leyman
Evi'nden olanlar�n d��nda soyundan gelenlerin hi�biri, ne derecede ve r�tbede
olursa olsun, onunla oturmaz. Yaln�zca kendi �ocuklar� ona hizmet ederler.
Erkekler diz ��kerek her t�rl� sofra hizmetini g�r�rler, kad�nlarsa, yaln�zca
�evresinde duvara dayanarak ayakta dururlar. Y�ksek�e yerin a�a��s�ndaki odan�n
yanlar�nda �a�r�l�lar i�in masalar vard�r. Bunlara b�y�k ve g�zel bir t�renle
yemek verilir, yeme�in sonuna do�ru ki en b�y�k ��lenler bile bir bu�uk saatten
fazla s�rmez, bir ilahi okunur. Bu ilahi, bestecinin d� g�c�ne g�re de�i�ir, ��nk�
�ok g�zel �iirleri vard�r, fakat bunlar her zaman Adem, Nuh ve �brahim'in
�vg�leridir. �lk ikisi d�nyay� insanlarla doldurmu�, sonuncusuysa inan�l�lar�n
babas� olmu�tur. Sonu�ta her zaman do�umuyla hepsinin do�umunu kutsam� olan
kurtar�c�m�z �sa'n�n d�nyaya geli�i i�in ��kranlar�n� sunarlar.

Yemek bitince tirsan yine gider, tek ba��na bir yere �ekilerek dua eder, ���nc�
kez geldi�inde, �nce yapt��� gibi �evresine toplanan akrabalar�n� kutsar. Sonra
birer birer onlar� adlar�yla �a��r�r, fakat ya� s�ras�n� �ok az bozar. �a�r�lan
ki�i, masa �nceden kald�r�lm� oldu�undan, sandalyenin �n�nde diz ��ker, baba elini
onun ba��n�n �st�ne koyar. �u s�zlerle onu kutsar:

"Ben Salem'in o�lu veya Ben Salem'in k�z�, bunu sana atan s�yl�yor. Sayesinde
soluk ald���n ve ya�ama kavu�tu�un adam s�yl�yor. Sonsuz ge�mi�ten sonsuz gelece�e
kadar atam�z olan bar� ve iyilik h�k�mdar�n�n ve kutsal kumrunun iyilikleri,
g�zellikleri senin olsun ve ziyaret g�nlerini �ok ve u�urlu etsin"; onlar�n her
birine bunu s�yler; bu i� bitince o�ullar�ndan erdem ve artamlar� �ok y�ksek
olanlar varsa (bunlar�n ikiden fazla olmamas� gerekir) yine �a��r�r, onlar ayakta
dururken kollar�n� omuzlar�n�n �zerine koyarak ��yle der: "�ocuklar�m, do�man�z
iyilik getirmi�, Tanr�'ya ��kredin ve sonuna kadar b�yle s�rd�r�n." Ayn� zamanda
her birine bu�day ba�a�� bi�iminde birer elmas verir. Onlar bundan sonra onlar�
hep kavuklar�n�n ya da �apkalar�n�n �n�ne takarlar.

T�ren bitince, g�n�n kalan b�l�m�n� �alg�larla, danslarla ve kendilerine �zg�


ba�ka e�lencelerle ge�irirler. D���n�n tam izlencesi budur.

Alt� yedi g�n ge�tikten sonra, o kentte Joabin ad�nda bir t�ccarla arkada� oldum;
kendisi Yahudi idi ve s�nnet olmu�tu. ��nk� aralar�nda birka� Yahudi ailesi h�l�
ya�amaktad�r. Bunlar�n kendi dinlerini korumalar�na izin verilmi�tir. Bu da iyi
olmu�tur, ��nk� di�er �lkelerdeki Yahudilerden �ok daha farkl� ki�iliktedirler.
Di�erleri �sa'n�n ad�ndan nefret eder ve aralar�nda ya�ad�klar� insanlara kar��
i�ten i�e gizli bir kin beslerlerken bunlar tersine kurtar�c�m�za bir�ok y�ksek
nitelik y�klemekte ve Ben Salem halk�n� son derece sevmektedirler.

Ger�ekten bu s�yledi�im adam �sa'n�n bir erdenden do�du�unu ve insandan �st�n bir
varl�k oldu�unu her zaman kabul eder, ayn� zamanda Tanr�'n�n onu kendi taht�n�
koruyan meleklere nas�l h�k�mdar yapt���n� anlat�r. Ona Kehke�an ve Mesih'in
Elias� ve ba�ka bir�ok y�ksek ad verirler. Bunlar ulu Tanr�'ya verilen
�zelliklerden a�a�� olmakla birlikte di�er Yahudilerin dilinden �ok farkl�d�r. Bu
adam Ben Salem �lkesini �ve �ve bitiremedi; oradaki Yahudiler aras�nda var olan
bir gelene�e g�re, bu �lke halk�n�n �brahim'in Nachoran ad�ndaki ba�ka bir erkek
�ocu�unun soyundan olduklar�na ve Musa'n�n gizli bir kabbala (h�dis) ile Ben
Salem'in �imdiki yasalar�n� ��kard���na, Mesih gelip de Kud�s'teki taht�na
oturdu�u zaman Ben Salem Kral�n�n onun aya��n�n dibine oturaca��na, oysa di�er
krallar�n b�y�k bir uzakl�kta duracaklar�na inan�lmas�n� istiyordu. Fakat, bu
Yahudi d�lemlerini bir yana b�rak�rsak, adamak�ll� bilgili, ayn� zamanda
dikkatliydi. O ulusun yasalar�n� ve geleneklerini biliyordu.

Di�er konu�malar�m�z s�ras�nda bir g�n ona dedim ki: "Arkada�lar�n�zdan


baz�lar�n�n anlatt��� aile t�reni yapma g�rene�iniz beni son derece duyguland�rd�.
��nk� bana g�re, do�aya bu kadar uygun bir t�ren asla olamaz. Ailelerin �o�almas�
�iftlerin evlenmeleriyle ger�ekle�ti�i i�in nik�h yasa ve g�reneklerinizi bilmek,
evlilik ya�am�n�z iyi mi, tek bir kad�na m� ba�lan�yorsunuz, ��renmek isterim.
N�fusa bu kadar �nem verirken sizin �lkeniz gibi bir yerde -bana �yle geldi- genel
olarak birden fazla kad�n almaya izin var m�d�r?"
Buna yan�t vererek, "bu eksiksiz aile t�reni g�rene�ini �vmekte hakl�s�n�z" dedi,
"deneyimlerle anlam�s�n�zd�r ki, bu t�rene kat�lan aileler o g�nden sonra �ok
g�zel bir geli�meye ve g�nence kavu�urlar. Fakat dinleyin beni �imdi, ben de size
bildiklerimi s�yleyece�im.

"�unu bilmelisiniz ki, yery�z�nde bu Ben Salem ulusu kadar namuslu, her t�rl�
pislik ve k�t�l�kten ar�nm� bir ulus olamaz. D�nyan�n erdeni bu ulustur. Avrupa'da
yay�nlanm� kitaplar�n�zdan birinde okumu�tum. Aran�zdaki bir ke�i� zina ruhunu
cisim olarak g�rmek istemi�, g�z�n�n �n�ne ufac�k, pis, �irkin bir yarat�k ��km�.
E�er Ben Salem'in temiz ruhunu g�rmek isteseydi, �n�ne g�zel, ho� bir melek
��kard�; ��nk� �l�ml�ler aras�nda bu halk�n temiz ruhundan daha g�zel, daha hayran
olunmaya de�er bir �ey olamaz.

"Bilin ki, bunlar aras�nda ne genelevler, ne de bu t�r �eyler vard�r. Avrupa'da


b�yle �eylere izin verdi�iniz i�in sizlere �a�ar ve k�zarlar. Sizin evlenme
kurumunu yok etti�inizi s�ylerler. ��nk� evlenme yasa tan�mayan isteklerin bir
�aresidir. Fakat insanlar�n elinde kendi k�t� isteklerine daha uygun gelen bir
ila� olursa evlenme hemen hemen ortadan kalkar. Bu nedenle sizin �lkenizde bir
s�r� evlenmeyen erkek vard�r. Evlenenlerin �o�u da ge�, gen�lik �a��n�n ilk
ate�lili�i ve g�c� ge�tikten sonra evlenirler. Evlendikleri zaman onlar i�in
evlenme nedir? Ancak bir pazarl�k ki, akrabal�k ya da drahoma yahut �n i�in
yap�l�r. �ocuk sahibi olma iste�i hemen hi� yoktur. Bu evlenme ilk �a�lardan beri
g�renek olan kad�n ve erke�in birbirine sevgi ba�lar�yla ve yasal olarak
ba�lanmas� de�ildir.

"G��lerinin b�yle b�y�k bir b�l�m�n� bo� yere harcayanlar�n �teki namuslu insanlar
kadar �ocuklar� sevmesi olanaks�zd�r. B�ylece evlilik i�inde bile durum
d�zelmez, oysa yaln�zca bu �eylere zorunluluk durumlar� i�in ho�g�r� g�sterilseydi
d�zelmesi gerekirdi. Hay�r, bunlar yine evlili�i hi�e sayar gibi davranmaktad�r.
Bu gezi yerlerini ziyaret eden evliler de bek�rlar gibi hi�bir cezaya
�arp�lmazlar; �e�ni de�i�tirmek gibi k�t� al�kanl�k evlili�i s�k�c� yapar ve bir
t�r y�k ve vergi durumuna getirir.

"Bu �eylerin daha b�y�k k�t�l�kleri �nlemek i�in yap�ld���n� savunuyormu�sunuz,


fakat hemen herkes bunun ak�l ve mant��a ayk�r� oldu�unu s�yleyebilir. Hatta daha
da ileri giderek bundan b�y�k bir �ey kazan�lmayaca��n�, ��nk� ayn� k�t� huylar�n
ve isteklerin olduklar� gibi kald���n� ve daha da artt���n� s�yleyenler var. ��nk�
onaylanmayan �ehvet bir f�r�na benzer, alevlerini b�sb�t�n bast�r�rsan�z s�ner.
Fakat onu biraz havaland�r�rsan�z kudurur... D�nyan�n hi�bir yerinde burada oldu�u
kadar, unutulmayan sevgiyle ba�l� dostluklar olamaz. Genel olarak, daha �nce
s�yledi�im gibi, bu insanlar kadar ar ve namus sahibi insanlar oldu�unu hi� bir
yerde okumad�m. Her zaman yineledikleri bir s�z vard�r: Namuslu olmayan kimsenin
kendine sayg�s� olamaz. Onlara g�re, bir insan�n kendine sayg�s�, dinden sonra,
b�t�n k�t� huylar�n�n en ba�ta gelen dizginidir."

Bunu s�yledikten sonra, iyi Yahudi biraz durdu. Ben kendim konu�maktansa onu
konu�turmay� daha �ok istemekle birlikte, bu duraklamas� s�ras�nda b�sb�t�n susmak
da yak��k almayaca��ndan yaln�zca �unlar� s�yledim: "Size Sarepta'n�n dul
kar�s�n�n Elias'a s�yledi�ini s�yleyece�im. Bize g�nahlar�m�z� an�msatt�n�z; a��k
y�reklilikle s�yleyebilirim ki, Ben Salem halk�n�n do�rulu�u Avrupa'n�n
do�rulu�undan �st�nd�r."

Bu s�zler �zerine ba��n� e�di. Sonra ��yle s�rd�rd�: "Evlenme yasalar� da pek
ak�ll�ca ve yanl�s�zd�r. Birden �ok kad�n almaya izin vermezler... Erkekle kad�n�n
ilk g�r�melerinin �zerinden bir ay ge�meden ni�anlanmalar� ve evlenmeleri
yasaklanm�t�r. Ana ve baban�n onay� al�nmadan yap�lan evlenmeyi ge�ersiz
saymazlar, fakat bunun cezas�n� miras��lar�ndan ��kar�rlar. ��nk�, bu gibi
evlenmelerden do�an �ocuklar ana ve babalar�n�n miras�n�n ancak ��te birini
alabilirler. Sizden birinin d�sel bir devlet konusunda yazd��� bir kitab� okudum.
Orada evli �iftlerin, nik�hlanmadan �nce, birbirlerini ��plak olarak g�rmelerine
izin verilirmi�. Bunlar b�yle �eyden ho�lanmazlar, ��nk�, bunlara g�re, birbirini
bu kadar yak�ndan bildikten sonra geri �evirmek a�a��lamak olur. Fakat kad�n ve
erkeklerin gizli v�cut kusurlar�n� anlamak i�in daha uygar bir yol bulmu�lard�r.
Her kentin yak�n�nda Ademle Havva havuzlar� dedikleri bir �ift havuz vard�r. Orada
erke�in arkada�lar�ndan biriyle kad�n�n arkada�lar�ndan birinin onlar� ayr� ayr�
��plak olarak y�kan�rken g�rmelerine izin verilir."

Biz b�yle konu�urken �zerine ba�l�kl� bir palto giymi� haberciye benzer biri
geldi. Yahudi ile bir �eyler konu�tu. Bunun �zerine Yahudi bana d�nerek
"Ba��lay�n. Beni ivedi istiyorlar" dedi. Ertesi sabah yine bana geldi, ne�eli
g�r�n�yordu. "Kentin valisine haber gelmi�" dedi. "S�leyman Evi'nin ba�kanlar�ndan
biri yedi g�n sonra burada olacakm�... On iki y�ldan beri hi� buraya u�ramam�t�.
Ziyaretinin nedeni bilinmiyor. Ben size ve arkada�lar�n�za kente giri�ini
g�rebilece�iniz bir yer bulaca��m." Kendisine te�ekk�r ettim ve verdi�i haberden
�ok ho�nut oldu�umu s�yledim.

Ba�kan s�ylendi�i g�n kente girdi. Orta boylu ve orta ya�ta, yak��kl� bir adamd�.
Y�z�nde sanki insanlara ac�yan bir anlat�m vard�. A��r, siyah kuma�tan geni� kollu
ve k�sa pelerinli bir giysi giymi�ti. Bembeyaz ketenden i� �ama��r� ayaklar�na
kadar iniyordu. Ayn� kuma�tan belinde bir ku�ak, boynunda bir omuz atk�s� vard�.
�lemeli ve de�erli ta�larla s�sl� eldivenler, kay�s� rengi kadifeden ayakkab�lar
giymi�ti; boynu omuzlar�na kadar a��kt�: �apkas� bir mi�feri yahut �spanyol av
�apkas�n� and�r�yordu. Sa�lar� �apkas�n�n alt�nda g�zel bukleler halinde ta��yordu
ve kestane rengindeydi, �ember sakal�n�n rengi de ayn�, belki biraz daha a��kt�.

Tekerleksiz taht�revana benzeyen s�sl� arabas� i�lemeli mavi kadifeden tak�mlar�


olan iki atla �ekiliyor, yine ayn� kuma�tan giysiler i�indeki iki u�ak iki yanda
oturuyordu. Araba ba�tan ba�a sedir a�ac�ndan yap�lm�, yald�z ve kristallerle
s�slenmi�ti. Yaln�zca �n b�l�m� alt�n yald�zl� kenarlar i�ine oturtulmu� safir
levhalar, arka b�l�m�yse, Peru z�mr�tleri renginde z�mr�tlerle kaplanm�t�.
Tepesinde, tam ortada do�makta olan alt�ndan bir g�ne� vard�. �n b�l�m�n
�st�ndeyse kanatlar�n� a�m� yine alt�ndan k���k bir melek yontusu g�r�l�yordu.
Araba mavi zemin �zerine s�rma i�lemeli bir kuma�la d�enmi�ti.

�n�nde elli koruma y�r�yordu. Bunlar�n hepsi gen�ti ve dizlerine kadar inen beyaz
atlastan bol paltolar ve beyaz ipekten uzun �oraplar giymi�lerdi. Pabu�lar� mavi
kadifedendi. T�rl� renkte g�zel t�yler �apkan�n �evresini kurdele gibi
�eviriyordu.

Araban�n hemen �n�nden ba�lar� a��k, ayaklar�na kadar inen keten giysiler i�inde,
ku�akl�, mavi kadife ayakkab�l� iki adam gidiyordu. Biri bir ba�piskopos, �teki de
bir piskopos asas� ta��yordu. Bunlar�n hi�biri madeni de�ildi. Ba�piskoposun asas�
belsem a�ac�ndan, piskoposunki ise sedir a�ac�ndand�. Arabas�n�n ne �n�nde, ne de
arkas�nda atl�lar vard�. G�r�lt� ve kar��kl��a olanak vermemek istedikleri
anla��l�yordu.

Araban�n ard�ndan kentin b�t�n memurlar� ve lonca ba�kanlar� y�r�yordu. Ba�kan tek
ba��na uzun t�yl� bir t�r mavi kadifeden minderlerin �zerinde oturuyordu. Aya��n�n
alt�na t�rl� renklerde, i�lemeli ipek hal�lar serilmi�ti. Bunlar �ran hal�lar�na
benziyorlarsa da, �ok daha g�zeldiler. Giderken, halk� kutsamak i�in, eldivensiz
elini havada tutuyor, fakat bir �ey s�ylemiyordu. Cadde ola�an�st� denecek kadar
bak�ml� ve d�zenliydi, hi�bir ordunun askerleri, bu halk�n durdu�u gibi, d�zenli
s�ralar olu�turamaz. Pencereler de kalabal�k de�ildi, fakat herkes onlar�n i�ine
�ak�lm� gibi duruyordu.

Ge�it t�reni bitince, Yahudi bana dedi ki:


"Bu b�y�k ki�iyi a��rlamak i�in Kent Meclisi bana g�rev verdi. Onun i�in sizlerle,
istedi�im gibi ilgilenemeyece�im."

�� g�n sonra, Yahudi yine geldi. "Siz �ok talihli insanlars�n�z" dedi. "��nk�
S�leyman Evi'nin ba�kan� sizin burada oldu�unuzu ��rendi. Hepinizi huzuruna kabul
edece�ini size bildirmemi bana buyurdu. ��inizden se�ti�iniz bir ki�iyle �zel
olarak konu�acak. Bunun i�in yar�ndan sonraki g�n� saptad�. Sizi kutsamak istedi�i
i�in de sabahtan ��leye kadar olan zaman�n� bu i�e ay�rd�."

Saptanan g�n ve saatte geldik. �zel g�r�me i�in arkada�lar beni temsilci
se�mi�lerdi. Onu g�zel bir salonda bulduk. Duvarlar ve yerler de�erli hal�larla
kapl�yd�. Son derece s�sl�, al�ak bir taht �zerine oturmu�tu. Ba��n�n �st�nde mavi
atlastan i�lemeli �ok de�erli bir sayvan vard�. Yaln�zd�. Taht�n iki yan�nda
duran, biri g�zel beyaz giysiler i�indeki iki i�o�lan�ndan ba�ka yan�nda kimse
yoktu. �� giysileri arabada g�rd���m�z gibiydi, fakat �zerinde c�ppe yerine bir
palto vard�. Ayn� g�zel siyah kuma�tan yap�lm� bir kap onun �zerine tutturulmu�tu.
��eri girdi�imiz zaman bize ��retildi�i gibi, ilk kez yerlere kadar e�ildik.
Taht�na yakla�t���m�z zaman aya�a kalkt�, eldivensiz elini kutsar gibi ileriye
do�ru uzatt�. Her birimiz e�ilerek atk�s�n�n ucunu �pt�k. Bundan sonra �tekiler
gitti. Ben kald�m. Sonra i�o�lanlar�n� odadan ��kard�. Beni de yan�na oturttu.
�spanyolca olarak �unlar� s�yledi:

"Tanr� seni mutlu k�ls�n, o�ul, ben sana elimdeki en b�y�k m�cevheri
verece�im. ��nk� sana S�leyman Evi'nin do�ru bir �yk�s�n�, Tanr� ve insanlar�n
iyili�i i�in, anlataca��m. O�lum, ben senin S�leyman Evi'nin ger�ek durumunu
bilmen i�in �u s�ray� izleyece�im: �lkin kurulumuzun amac�n�; ikinci olarak
�al�malar�m�z i�in gerekli haz�rl�klar�m�z� ve ara�lar�m�z�; ���nc� olarak,
arkada�lar�m�za verilen i�leri ve g�revleri; d�rd�nc� olarak da uymak zorunda
oldu�umuz kurallar� anlataca��m.

"Kurulumuzun amac� olaylar�n nedenleri ve gizli etkenlerle ilgili bilgi edinmek,


olabilecek her �eyi yapabilmek i�in, insan�n do�a �st�ndeki egemenli�inin
s�n�rlar�n� geni�letmektir.

"Haz�rl�klar�m�z ve ara�lar�m�z �unlard�r: Bizim t�rl� derinliklerde geni� ve


derin ma�aralar�m�z var: En derini alt� y�z kula�t�r, bunlar�n baz�lar� b�y�k
tepeler ve da�lar alt�nda kaz�lm� ve yap�lm�t�r; da��n derinli�ini ve tepenin
derinli�ini birlikte hesap ederseniz bunlar�n baz�lar� �� milden fazla derindir.
��nk� biz d�zl�kten ba�layarak bir da��n derinli�iyle bir ma�aran�n derinli�inin
ayn� �ey oldu�unu, her ikisinin de g�ne� ve g�ky�z�n�n ��nlar�ndan ve a��k havadan
ayn� derecede uzak oldu�unu anlad�k. Bu ma�aralara biz 'a�a�� b�lge' diyoruz.
Bunlar� cisimleri kat�la�t�rmak, sertle�tirmek, dondurmak ve korumak i�in
kullan�yoruz. Bunlar� ayn� zamanda do�al maden filizlerinin benzerlerini yapmak,
kulland���m�z ve y�llarca orada bekletti�imiz kar��mlar ve gere�lerle yeni yapay
madenler elde etmek i�in kullan�yoruz. Bazen de (bu garip g�r�lebilir)
hastal�klar�n iyile�tirilmesi i�in ve orada kendi istekleriyle ya�amay� kabul eden
kendi k�elerine �ekilmi� insanlar�n ya�amlar�n� uzatmak i�in kullan�yoruz. Bu
ki�ilerin b�t�n gereksinimleri sa�lan�r ve ger�ekten pek uzun zaman ya�arlar; biz
de onlardan pek �ok �ey ��reniriz.

"�inlilerin porselenlere yapt�klar� gibi, biz de t�rl� bal��klar� ayr� ayr�


topraklara g�meriz; fakat bizde bunlar daha �e�itli, baz�lar� ise daha incedir.
Ayn� zamanda topra�� verimli k�lmak i�in t�rl� t�rl� g�breler ve k�fler
kullan�r�z.

"Bizim b�y�k kulelerimiz var. Bunlar�n en b�y���n�n y�ksekli�i yar�m mil kadard�r.
Bunlardan baz�lar� y�ksek da�lar �zerine kurulmu�tur. B�ylece da��n da
eklenmesiyle en y�ksek kule, en a�a�� �� mildir. Biz bu yerlere 'y�ksek b�lge'
diyoruz. Y�ksek yerlerle a�a�� yerler aras�ndaki havay� 'orta b�lge' sayar�z. Bu
kuleleri biz, y�kseklik ve konumlar�na g�re, g�ne�lendirme, so�utma ve saklama
i�in, ayn� zamanda r�zg�rlar, ya�mur, kar, dolu ve s�cakl�k gibi t�rl� hava
durumlar�n� g�zlemek i�in kullan�r�z. Bunlar�n �zerinde, baz� yerlerde yaln�zl��a
�ekilmi� kimseler ya�ar. Ara s�ra onlar� g�rmeye gider, neleri g�zlemeleri
gerekti�ini ��retiriz.

"Tuzlu veya tatl� sular� olan b�y�k g�llerimiz var. Bunlar� bal�k ve ku�lar�
�o�altmak i�in kullan�yoruz. Ayn� zamanda oralara baz� do�al cisimler g�meriz.
��nk� topra�a yahut topra��n alt�ndaki havaya g�m�lm� �eylerle suya g�m�lm� �eyler
aras�nda b�y�k ayr�mlar buluyoruz. Bizim havuzlar�m�z var ki, baz�lar� tuzlu suyu
s�zerek tatl� su yaparlar, di�erleri ise yapay olarak tatl� sular� tuzlu suya
�evirirler. Deniz ortas�nda da baz� kayalar ve k�y�da baz� koylar�m�z var ki,
deniz hava ve bu�usuna gereksinim g�steren i�lerde kullan�l�rlar. H�zla akan
derelerimiz ve �a�layanlar�m�z var ki, devinim verici g�� g�revi yapar, ayn�
zamanda r�zg�rlar� art�r�p g��lendiren makinelerimizle t�rl� bi�imlerde devinim
verici g��ler elde ederiz.

"Bizim bir�ok yapay kuyular�m�z ve kaynak sular�m�z var. Bunlar� do�al kaynak
sular�na ve kapl�calara benzeterek yapt�k. G�zta��, k�k�rt, �elik, pirin�, kur�un,
g�her�ile ve di�er madenlerle doymu� duruma getirdik. Yine bir�ok maddelerin
eriyiklerini elde etmek i�in k���k kuyular�m�z var. Buralarda sular onlar�n
�zelliklerini, kaplar ve le�enler i�inde oldu�undan daha �abuk ve kolay al�rlar.
Bunlar aras�nda yapt���m�z ve 'cennet suyu' dedi�imiz bir su var ki, sa�l�k ve
�mr� uzatmak i�in en etkili ila�t�r.

"B�y�k ve geni� evlerimiz var. Buralarda kar, dolu, ya�mur, baz� cisimlerin yapay
olarak ya�d�r�lmas�n�, g�k g�r�lt�leri, y�ld�r�mlar gibi hava olaylar�n�n;
kurba�a, sinek ve di�er �eylerin hava i�inde do�up �remelerinin benzerlerini
yap�yor ve g�steriyoruz.

"Bizim birtak�m odalar�m�z var ki, bunlara 'sa�l�k odalar�' diyoruz. Oralarda
havay�, t�rl� hastal�klar�n iyile�tirilmesine ve sa�l���n korunmas�na uygun ve iyi
sand���m�z bi�imde de�i�tiriyoruz.

"G�zel ve geni� hamamlar�m�z var. Buralarda sulara t�rl� �eyler kar�t�rarak


hastal�klar� iyile�tiriyor, insan v�cudunu kurumaktan al�koyup ona eski tazeli�ini
veriyoruz. Sinirlerin, ya�amsal organlar�n ve v�cudun s�v� ve �z maddelerinin
g��lerini art�rmak i�in ba�ka t�rl� hamam ve banyolar da kullan�yoruz.

"Ayn� zamanda b�y�k ve �e�itli ba� ve bah�elerimiz var. Buralarda g�zellikten �ok,
her t�r a�ac�n ve otun yeti�mesine uygun yer ve toprak t�rlerine �nem veriyoruz.
�z�m ba�lar�ndan ba�ka a�a�lar ve yemi� a�a�lar� dikilmi� baz� bah�eler pek
geni�tir. Bunlardan t�rl� i�kiler yap�yoruz. Burada yaban�l a�a�lar� oldu�u kadar,
yemi� a�a�lar�n�n a��lanmas�ndan elde edilen sonu�lar� da inceliyoruz. Bunlar
t�rl� etkiler yarat�yorlar. Yine yapay olarak, ayn� ba� ve bah�elerde, a�a�lar ve
�i�ekleri mevsimlerinden �nce ya da sonra �i�ek a�t�r�p do�al olarak
vereceklerinden daha �abuk meyve verdiriyoruz. Yine yapay olarak, onlar�
olacaklar�ndan daha b�y�k, meyvelerini daha iri, daha tatl�, do�al tat, koku, renk
ve bi�imlerinden farkl� olarak yeti�tiriyoruz. Bunlar�n �o�unu t�pta yararl�
duruma getirebiliyoruz.

"Topraklar� birbirine kar�t�rmakla tohumsuz olarak t�rl� bitkiler yeti�tirmek,


ayn� zamanda yayg�n olan t�rlerinden farkl� t�rde yeni bitkiler elde etmek, bir
a�ac� veya bitkiyi di�er bir a�a� veya bitkiye �evirme olana��na sahibiz.

"Her t�rl� hayvan ve ku� i�in parklar�m�z ve �evresi kapat�lm� yerlerimiz var.
Hayvanlar� yaln�zca g�r�n�leri veya az bulunur olduklar� i�in oralarda
bulundurmuyoruz, ayn� zamanda insan v�cuduna ne gibi ameliyatlar yap�labilece�ini
ayd�nlatmak amac�yla kesip inceleme ve deneyler yapmak i�in kullan�yoruz.
Bunlardan pek garip sonu�lar al�yoruz: �rne�in ya�amsal sayd���n�z baz� b�l�mleri,
��r�m� ve ��kar�lm� olmalar�na kar��n, ya�at�yoruz; g�r�n�te ve di�er bak�mlardan
�lm� olanlar� da diriltiyoruz. Zehirleri ve di�er ila�lar� cerrahi ve t�bbi
bi�imlerde, onlar �zerinde deniyoruz. Yine yapay olarak onlar� t�rlerinden daha
b�y�k ve boylu yap�yoruz; t�rlerinden daha verimli, daha �ok yavrular duruma
getirebildi�imiz gibi, tersine k�s�r ve do�urmaz duruma da sokabiliyoruz. Renk,
bi�im, etkinlikleri bak�m�ndan onlar� farkl�la�t�r�yoruz. De�i�ik t�rleri
kar�t�r�p �iftle�tirerek bir�ok yeni t�r elde etmeyi ve genel san� olan melezlerin
k�s�r olmamas�n� da sa�lamay� ba�ard�k. ��r�meyle, bir�ok yerde s�r�nen hayvanlar,
solucanlar, sinekler, bal�klar ortaya ��kar�yoruz, bunlar�n baz�lar� geli�erek,
hayvanlar ve ku�lar gibi, geli�mi� yarat�klar oluyorlar, �iftle�ip
�o�alabiliyorlar. Bunu t�m�yle raslant�ya b�rakm� de�iliz. Hangi maddelerden ve
onlar�n ne oranda kar�t�r�lmas�ndan ne t�r varl�klar�n olu�aca��n� �nceden
biliyoruz."

"�zel havuzlar�m�z da var ki, oralarda bal�klar, �nceden s�yledi�imiz hayvanlar ve


ku�lar �zerinde denemeler yap�yoruz.

"Sizin ipekb�cekleriniz ve ar�lar�n�z gibi yararl� t�rden kurtlar� ve b�cekleri


t�retmek ve yeti�tirmek i�in de yerlerimiz var.

"�zel etkiler elde etmek i�in az bulunur t�rl� i�kinin, ekmekler ve etlerin
yap�ld��� i�ki, ekmek fabrikalar�m�z�, mutfaklar�m�z� say�p d�kmekle zaman�n�z�
almayaca��m. �z�mden yap�lm� �araplar�m�z, meyvelerden, tah�ldan ve k�klerden
��kard���m�z i�kilerimiz, bal, �eker ve �ebnemden kar��k �erbetlerimiz, kurutulmu�
ve kaynat�lm� yemi�lerimiz (pestil ve pekmezler) a�a�lar�n yaralar�ndan s�zan
�zsular�m�z ve kam� �zlerimiz var. Bu i�kiler bir�ok y�l, baz�lar� k�rk y�l
bekletilir. Yine otlar, k�kler ve baharattan, hatta �i� etler ve beyaz etlerden
t�rl� t�rl� i�kiler yap�yoruz. Bunlar�n baz�lar� ger�ekte hem yiyecek, hem
i�kidir. Bir�ok kimse hele ya�land�klar� zaman, �ok az et yiyerek ya da hi�
yemeyerek, yaln�zca bunlarla ya�arlar. Her �eyden �nce biz v�cuda s�zmalar� i�in
son derece ince molek�l yap�l� fakat yine de yak�c�, ek�i ya da t�rmalay�c�
olmayan i�kiler yapmaya u�ra��yoruz. O kadar ki, bunlardan baz�lar�n� elinizin
�st�ne koyacak olursan�z, bir s�re durduktan sonra, avucunuza ge�ecek, bununla
birlikte, tadarsan�z a�z�n�zda k�t� bir tat b�rakmayacakt�r. Sular�m�z da var ki,
besleyici olacak bi�imde olgunla�t�r�yoruz. Ger�ekten �ok iyi yap�lm� i�kidir
bunlar ve bir�ok ki�i ba�ka i�ki kullanmaz.

"T�rl� taneler, k�kler ve �ekirdek i�lerinden, hatta kurutulmu� et ve bal�klardan


t�rl� t�rl� mayalar ve lezzet verici �eylerle yap�lm� ekmeklerimiz var. Baz�lar� o
kadar fazla i�tiha veriyor, bir k�sm� da o kadar besleyicidir ki, bir�ok kimse
ba�ka bir �ey yemeden onlarla ya�ar, hem de �ok uzun �m�rl� olurlar. Etlere
gelince, bir k�sm� �yle d�v�lm�, yumu�ak ve hi� bozulmadan �yle �lg�n duruma
getirilmi�tir ki, midenin en zay�f bir s�cakl��� onlar� g��l� bir s�cakl���n ba�ka
t�rl� haz�rlanm� bir eti yapt��� kadar iyi bir bi�imde, hamura �evirir. Baz�
etlerimiz, ekmeklerimiz ve i�kilerimiz de var ki, yiyenleri uzun zaman a�l��a
dayan�kl� duruma getirir. Ba�ka bir t�r ekmek de insanlar�n etlerini duyumsan�r
derecede sertle�tirip kat�la�t�r�yor, onlara ba�ka t�rl� sahip olacaklar�ndan daha
b�y�k bir g�� veriyor.

"Dispanserlerimiz veya ila� ma�azalar�m�z var. Sizin Avrupa'da sahip oldu�unuzdan


daha �ok bitki t�r�ne ve ya�ayan yarat��a sahip oldu�umuzu d��n�rseniz, bu
ma�azalarda otlar, ila�lar, t�p gere�leri bak�m�ndan ne kadar �ok �e�it
bulundu�unu kolayca anlayabilirsiniz. Bunlar ayn� zamanda ayr� ayr� y�llarda ve
uzun bozu�turmalarla elde edilmi�lerdir. Bunlar� haz�rlamak i�in yaln�zca b�y�k
emeklerle yap�lm� ipliklerden �ekmeler ve ay�rmalar de�il, �zellikle hafif
�s�tmalarla t�rl� s�zge�lerden ve hatta g�zenekli maddelerden s�zme y�ntemleri
kullan�yoruz; ayn� zamanda tam bir bi�imde kar��mlar yap�yoruz. Bu kar��mlarla
hemen hemen do�al, yepyeni maddeler elde edebiliyoruz.

"Sizde olmayan �e�itli makinelerimiz ve onlarla yapt���m�z k���t, bez, iplikler,


kuma�lar, �ok g�zel parlakl�kta t�ylerden nefis i�lemelerimiz, �ok iyi boyalar�m�z
ve ba�ka bir�ok �eyimiz; ayr�ca, halk�n hen�z kullanmaya ba�lamad��� mallar i�in
oldu�u kadar, kulland��� mallar i�in de d�kk�nlar�m�z var. ��nk� bilmelisiniz ki,
daha �nce s�yledi�imiz �eylerin �o�u b�t�n �lke i�inde kullan�lmaya ba�lanm�t�r;
bunlar� biz bulup yapm�sak �rne�ini ve ilkelerini de saklar�z.

"�e�it �e�it f�r�nlar�m�z var. Bunlar�n i�inde �iddetli ve �abuk, g��l� ve


s�rekli, hafif ve yumu�ak, k�r�kle, yava�, kuru, ya� ve benzeri t�rl� �s�lar elde
ediyoruz. Fakat her �eyden �nce, g�ne�in ve y�ld�zlar�n �s�lar�na �yk�nerek elde
etti�imiz �yle �s�lar var ki, y�r�ngeler ve d�n� devrelerinden ayn� noktaya
d�nerek t�rl� de�i�ikliklere u�rarlar ve biz b�ylece �a��lacak sonu�lar elde
edebiliriz.

"Bunlardan ba�ka, g�brenin, ya�ayan yarat�klar�n kar�n ve kursak �s�lar�n�,


kanlar�n�n ve bedenlerinin, �slak olarak ambarlanm� saman ve otlar�n, s�nmemi�
kirecin ve di�er benzer �eylerin s�cakl�klar�n� anl�yoruz. Yaln�zca devinimle �s�
olu�turan ara�lar�m�z, ayn� zamanda, g��l� g�ne�lendirme yerlerimiz, yine yer
alt�nda do�al ve yapay olarak �s� veren ma�aralar�m�z var. Bu de�i�ik s�cakl�klar�
yapmak istedi�imiz i�in niteli�ine g�re kullan�yoruz.

"Optik laboratuvar�m�z var. Oralarda b�t�n ��k ve ��n�mlar�, b�t�n renkleri,


renksiz ve saydam �eyleri inceleyip g�zlem yapabiliyoruz. Biz size ayr� ayr� b�t�n
renkleri, g�kku�a��nda oldu�u gibi de�il, m�cevher ve prizmalarda oldu�u gibi
de�il, kendi ba�lar�na g�sterebiliriz. Ayn� zamanda kat kat art�rarak b�y�k
uzakl�klara g�t�rd���m�z ve en k���k nokta ve �izgileri bile sezecek kadar keskin
duruma getirdi�imiz, renklendirdi�imiz ��klar�; bi�imler, b�y�kl�kler, devinimler
ve renklerde g�z� aldatan �eyleri, her t�rl� g�lge oyununu g�sterebiliriz. I��k
yayan cisimlerden ayd�nl�k sa�lama konusunda sizin hi� bilemedi�iniz ara�lar�m�z
var.

"Biz g�klerdeki ve uzaklardaki �eyleri g�recek, yak�ndaki �eyleri uzak, uzaktaki


�eyleri yak�n g�sterecek ara�lara sahibiz. Kullan�lmakta olan g�zl�k ve camlardan
�ok daha �st�n g�rme ara�lar�m�z var. K���k ve en ufak cisimleri �ok iyi ve a��k
bir bi�imde g�rmek i�in ara�lar�m�z ve camlar�m�z da var. Bunlarla en k���k sinek
ve kurtlar�n renklerini, ba�ka t�rl� g�r�lmesine olanak olmayan m�cevherlerdeki
benekleri ve �atlakl�klar� g�r�r, yine ba�ka t�rl� yap�lamayan idrar ve kan
incelemelerini yapar�z. Yapay olarak g�kku�a��, ayla ve bir ��k kayna�� �evresinde
halkalar olu�turabiliyoruz. Her t�rl� yans�ma, k�r�lma, e�yadan yay�lan g�z
��nlar�n�n �o�alt�lmas�n� da ba�arabiliyoruz.

"�o�u pek g�zel ve sizlerce bilinmez olan her t�r de�erli ta��m�z, billur ve t�rl�
camlar�m�z, bunlar aras�nda camla�t�r�lm� madenlerimiz ve sizin cam yapt���n�z
maddelerden ba�ka maddelerimiz var. Sizde olmayan birtak�m ta��llara, tam
olgunla�mam� madenlere, ayn� zamanda ola�an�st� g��te m�knat�slara, do�al ve yapay
az bulunur ta�lara da sahibiz."

"Her t�r sesi ve onlar�n yay�lmalar�n� inceledi�imiz ve deney yapt���m�z ses


evlerimiz var. Sizin bilmedi�iniz �eyrek seslerden ve birinden �tekine kayar gibi
ge�ilen k���k seslerden armonilere, yine sizce bilinmeyen, sizinkilerden daha
sesli, nefis ve g�zel zil ve �anl�, ��ng�rakl� t�rl� m�zik ara�lar�na sahibiz.
K���k sesleri b�y�t�p derinle�tirdi�imiz gibi, ayn� bi�imde g��l� sesleri
hafifletip tizle�tiririz. Asl�nda s�rekli seslerden t�rl� titre�imler ve
c�v�lt�lar ��kar�yoruz. Harflerle yaz�labilen s�zleri ve sesleri, hayvanlar�n ve
ku�lar�n ses ve �t�lerinin benzerlerini yapabiliyoruz. Kula�a tak�l�nca i�itmeyi
�ok kolayla�t�ran aletler de bulduk. Sesi bir�ok kez yans�tarak ve sanki onu
ileriye atarak t�rl� garip ve yapay yank�lar olu�turabiliyoruz. Bunlar�n baz�lar�
daha derin, hatta bir b�l�m� ald�klar� sesi ve s�z� de�i�tirerek verirler. Sesleri
acayip bir bi�imde b�k�lm� oluklar ve borularla uzak yerlere ta��yan ara�lara da
sahibiz.

"Bizim koku evlerimiz var. Buralarda tat deneyleri yap�yoruz. Garip g�r�nebilir
ama biz kokular� art�rabiliyoruz. Benzerlerini yapabiliyoruz. B�t�n kokular� esas
��kt�klar� kar��mlardan daha ba�ka kar��mlardan ��kartabiliyoruz. Ayn� bi�imde
tatlar�n da, herhangi bir ki�inin dilini aldatabilecek derecede benzerlerini
yapabiliyoruz. Bu evde bir tatl�c�l�k b�l�m� var. Burada sizde oldu�undan �ok daha
fazla t�rde kuru ve ya� tatl�lar, t�rl� g�zel �araplar, s�tler, �orbalar ve
salatalar yap�yoruz.

"Makine evlerimiz var. Buralarda her t�r devinime elveri�li makine ve ara�lar�
haz�rl�yoruz. Burada sizde oldu�undan, sizin t�feklerinizden ��kan mermilerden ya
da makinelerimizden daha h�zl� devinimler elde etmek, bunlar� tekerlekler ve
benzer ara�larla k���k bir g�� harcayarak daha kolayca art�rmak; sizin en b�y�k
top ve havanlar�n�zdan daha g��l� ve �iddetli duruma getirmek i�in ara�t�rmalar ve
denemeler yap�yoruz. Ayn� zamanda a��r silahlar, harp ara�lar� ve her t�rl� makine
�retiyoruz, yeni barut ala��mlar� ve kar��mlar�, su i�inde yanan ve s�nd�r�lemeyen
maddeler, �enliklerde ve ba�ka nedenlerle kullan�lan her t�r fi�ek yap�yoruz.
Ku�lar�n u�mas�na �yk�n�yor, bir dereceye kadar havada u�abiliyoruz: Sular�n
alt�ndan ge�ebilecek ve denize dayanacak gemilerimiz ve kay�klar�m�z, y�zme
ku�aklar�m�z ve desteklerimiz var... T�rl� t�rl� sanat�� i�i saatler, yinelenen
devinimlerle i�leyen ba�ka aletler, durmaks�z�n �al�an makineler yap�yoruz.

"�nsanlar�n, hayvanlar�n, ku�lar�n, bal�klar�n ve y�lanlar�n �izim ve yontular�n�


yaparak ya�ayan varl�klar�n devinimlerini yans�lat�yoruz: Dikkate de�er d�zen,
do�ruluk ve incelikte t�rl� devinimler de yapt�r�yoruz.

"Bizim bir matematik evimiz var. Orada eksiksiz bir bi�imde yap�lm� �e�itli
geometri ve g�kbilim ara�lar�m�z bulunuyor."

"Hokkabazl�k, g�zboyay�c�l�k, madrabazl�k ve onlar�n her t�rl� oyununu ve hilesini


g�sterdi�imiz, be� duyumuzu aldatan beceriler evi var. Ve siz elbette kolayl�kla
inan�rs�n�z ki, ger�ekten bu kadar �ok hayranl�k uyand�ran do�al �eyleri olan
bizler �zel bir d�nyada bunlar� ba�ka bi�imler alt�nda ve daha g�zel g�stermeye
�al�arak duygular� aldatabiliriz. Fakat biz her t�rl� sahtelik ve yalandan nefret
ediyoruz. Bu nedenle b�t�n arkada�lar�m�za bunu �iddetle yasaklad�k. Herhangi
do�al bir yap�t� ve �eyi s�sl� veya �i�irilmi� olarak g�sterirlerse, manevi ve
parasal cezalara �arpt�r�l�rlar. Her �eyi ancak oldu�u gibi saf, her t�rl�
gariplik �zentisi olmadan g�stermek zorundad�rlar.

"�te, �ocu�um, S�leyman Evi'nin zenginlikleri bunlard�r.

"�yelerimizin, ayr� ayr� u�ra��lar� ve g�revleri aras�nda �u da var: On ikisi,


kendilerini ba�ka uluslardanm� gibi g�stererek; (��nk� biz kendi ad�m�z�
gizliyoruz) yabanc� �lkelere giderler. Bize kitaplar ve b�t�n ba�ka �lkelerde
yap�lan denemelerin �zetlerini ve �rneklerini getirirler. Biz bunlara '��k
t�ccarlar�' diyoruz.

"�� �yemiz, b�t�n kitaplarda bulduklar� denemeleri toplarlar. Bunlara 'ya�mac�lar'


diyoruz.

"�� �yemiz de makine sanayii, sosyal bilimler ve sanatlar i�ine girmeyen di�er
uygulamalar �zerindeki denemeleri toplarlar. Bunlara biz 'giz adamlar�' diyoruz.

"�� �yemiz, kendi d��ncelerine g�re iyi sand�klar� yeni denemelerle u�ra��rlar.
Bunlara '�nc�ler' ya da 'madenciler' diyoruz.

"�� �yemiz, �nceki d�rt �bek �yenin denemelerini d�zenli ba�l�klar alt�nda
ay�rarak toplarlar. B�ylece inceleme yapmak ve onlardan genel kurallar ��karmak
daha kolay olur. Bunlara 'toplay�c�lar' diyoruz.

"�� �yemiz, arkada�lar�n�n denemelerini inceleyerek onlardan insan ya�am ve


bilgisine yararl� olabilecek ve uygulanabilecek �eylerin ��kar�lmas�, ayn� zamanda
nedenlerin d�ped�z kan�tlanmas�, do�al nedenlerin etkilerini �nceden kestirme ara�
ve y�ntemlerinin, cisimlerin �zelliklerinin ve onlar� olu�turan maddelerin
bulunmas�yla u�ra��rlar. Biz bunlara 'drahomac�lar' veya 'iyilik sahipleri'
diyoruz.

"�nceki �al�ma ve toplamalar �zerinde d��nmek �zere b�t�n �yelerin kat�ld���


�e�itli toplant�lar ve tart�malardan sonra �� �yemiz, do�aya �ncekilerden �ok daha
n�fuz eden daha y�ksek bir ��k alt�nda yeni denemeleri y�netmek i�ini �zerlerine
alm�lard�r. Biz bunlara 'lamba' diyoruz.

"�� �yemiz bu bi�imde y�netilen denemeleri yapar ve bize bunlar hakk�nda rapor
verir. Bunlara 'a���lar' diyoruz.

"Sonunda, �� �yemiz denemelerle yap�lan �nceki bulu�lar� daha b�y�k g�zlemler,


daha iyi ara�t�rmalar ve kurallar bi�imine getirirler. Bunlara 'do�a yorumcular�'
diyoruz.

"�unu da bilmelisiniz ki, eski memur ve i��ilerimizin yerlerini alacak adaylar�m�z


ve ��raklar�m�z, bunlardan ba�ka kad�n, erkek bir�ok hizmet�i ve u�aklar�m�z var.

"Ayn� zamanda bulu�lar�m�z�n, ortaya ��kartt�klar�m�z�n ve denemelerimizin


hangisinin yay�nlan�p yay�nlanmayaca�� konusunda g�r� al�veri�i yapar ve gizli
tutulmas�n� uygun bulduklar�m�z� gizlemek i�in hepimiz ant i�eriz. Ama bazen bir
b�l�m�n� devlete a��klar�z, bir b�l�m�n� de a��klamay�z.

"Toplant� ve ayinlerimiz i�in iki uzun ve g�zel salonumuz vard�r. Bunlar�n birinin
i�ine her t�rl� az bulunur bulu�umuzun model ve �rneklerini, di�erine b�t�n b�y�k
bulu��ular�m�z�n yontular�n� koyar�z. Orada Bat� Hindistan'� bulan Kolombunuzun,
gemiyi bulan adam�n, top ve barutu bulan ke�i�inizin, bas�mevini, g�kbilim
aletlerini, madeni aletleri, cam�, ipekb�ce�ini, �arab�, bu�day ve ekme�i, �ekeri
bulanlar�n yontular� vard�r. B�t�n bunlar hakk�nda biz daha do�ru bilgilere
sahibiz. Sonra bizim de �ok g�zel �eyler bulmu� adamlar�m�z var. Bu yap�tlar�
g�rmedi�iniz i�in, bunlar� size anlatmak �ok uzun s�rer. Sonra bunlar� anlat�rken
sizin iyice kavrayamaman�z da olas�d�r. Her de�erli bulu� i�in sahibine bir yontu
dikti�imiz gibi b�y�k ve onurlu bir �d�l de veririz. Bu yontular�n baz�lar�
tun�tan, baz�lar� beyaz ve siyah mermerden, baz�lar� yald�zl� ve s�sl� sedir
a�ac�ndan veya ba�ka �zel a�a�lardan, bir b�l�m�yse demir, g�m� ve alt�ndand�r.

"Ola�an�st� yap�tlar�ndan dolay� Tanr�'ya her g�n ��kretmek i�in birtak�m


ilahilerimiz ve ayinlerimiz, �al�malar�m�za rehberlik etmesi ve onlar� iyi ve
kutsal k�lmas� i�in yard�m ve koruyuculu�unu diledi�imiz dualar�m�z var.

"Sonra, �lkemizin ba�l�ca kentlerini dola��r ve ziyaret ederiz. Oralarda, iyi


olaca��n� d��nd���m�z yeni ve yararl� bulu�lar� yayar�z. Ayn� zamanda hastal�klar,
veba, zararl� hayvanlar�n ak�n�, k�tl�k, f�rt�nalar, depremler, tufanlar,
kuyrukluy�ld�zlar, y�l�n s�cakl�k ve so�uklu�u ve t�rl� di�er �eylerle ilgili
kestirimleri haber veririz. Bunlar� �nlemek ya da zararlar�n� kar��lamak i�in
halk�n ne yapmas� gerekti�i konusunda onlar� ayd�nlat�r�z."

Bunu s�yledikten sonra aya�a kalkt�. Ben de bana verilen y�nergeye g�re, diz
��kt�m. Sa� elini ba��m�n �st�ne koyarak "Tanr� seni kutsas�n, o�lum" dedi. "Hem
de bu anlatt���m �yk�y� u�urlu etsin. Bunu ba�ka uluslar�n yararlanmas� i�in
yay�nlamana izin veriyorum; ��nk� biz burada Tanr�'n�n kuca��nda, bilinmeyen bir
�lkedeyiz." Bunun �zerine bana ve arkada�lar�ma iki bin d�ka alt�n� de�erinde
ba��ta bulunduktan sonra ayr�ld�. ��nk�, onlar her vesileyle geldikleri yerlerde
b�y�k ba��lar verirler.

Kalan b�l�m� tamamlanamad�.


<PIXTEL_MMI_EBOOK_2005>23#########################################################
#</PIXTEL_MMI_EBOOK_2005>