You are on page 1of 13

1

Alpullu Adı Nereden Geliyor


© Hüner Şencan

Bulgaristan'ın (Rumeli'nin) Vidin kasabasında 1919 yılında doğmuş olan Prof. Dr. Hasan Eren
Alpullu kelimesiyle ilgili bilimsel makale yazarak kelimenin kökünü ayrınıtılı bir şekilde ele almış.
Evet, bir analiz yapmış ama isabet ettiği kanısında değilim. Hasan hocamız "kişi adına" atıfta
bulunuyor ve sözcüğün "Alpı" veya "Alpu" isminden türetilmiş olabileceğini düşünüyor.

Etimolojik analizlerde daha derine inmek, kapsamlı çalışmalar yapmak gerekiyor. Sözcüklerin
etimolojik kökeni, bazen bağlamdan kopar, farklı bir anlam kazanır. Bağlam çerçevesinde verilen
adla tarihin derinliklerinden gelen etimolojik kökenin anlamları aynı olmayabilir... Ben,
"bağlamsal” ve "etimolojik” anlamların her ikisiyle de ilgiliyim.

Etimolojik anlam münhasıran bilim adamlarını ilgilendirir. Sıradan vatandaşlar bu açıklamaları


gereksiz "bilgi yükü" olarak görürler. Bilim insanları ise, kelimelerin etimolojisini insanlığın gelişim
serüveni, kilometre taşları olarak değerlendirirler.

Bağlamsal Analiz
Kısaca belirteyim. Ergene Nehri'nin bu bölümü coğrafi konumu ve tarım yapmaya uygun
toprakları nedeniyle milattan önceki dört beş binli yıllarda dahi yerleşim yeri. Tarihsel geçmişi
Neolitik dönemin son zamanlarına kadar ulaşıyor.

Biz, yakın zamana, yani Osmanlı dönemine bakalım...

1360'lı yıllarda Alpullu ve Hayrabolu fethedildi. O zamanlarda dahi bu çevrede irili ufaklı bazı
köyler vardı. Alapiye köyü, Ergene Nehri'nin üç dört km kuzey bölümünde yer alıyordu ve nehrin
kuzeyindeki bütün topraklar Alapiye köyüne aitti.

Şimdiki Alpullu, eğer Ergene Köprüsü’nü nirengi noktası olarak ele alırsak 10 km'lik bir yarı çapta
bölgenin merkezi geçiş ve buluşma noktası konumunda idi. Güneyde Hayrabolu, Sinanlı ve
Mandıra ile kuzeyde Pancarköy, Babaeski, Sofuhalil yolcuları; Batı yönünde Pehlivanköy,
Keşan, Uzunköprü ve Doğu yönünde Çorlu, Karıştıran, Lüleburgaz yolcuları burada mola verip
dinleniyorlardı. Samafor mahallesinin hemen altında bu yüzden Deve Konakları adı verilen bir
“menzil” veya konaklama tesisi yapılmıştı. Suyun kenarında, yeşillikler içinde ve yolların tam
kesişim noktasında. Alapiye köyünden bir takım insanlar orada hancılık, deve bakıcılığı
yapıyorlardı. Çünkü Osmanlı zamanında menzillerin veya konak yerlerinin iaşe, ibade ve
güvenliği en yakın köy halkına bırakılmıştı. Böyle bir sistem vardı.

“Deve Konakları” adı verilen ve bir tür deve ahırlarının bulunduğu bu yer köy türü bir yerleşim
yeri değildi ama, köyümsü hale gelmeye başlamıştı. Menzilde derme-çatma beş on hane vardı
ve burada yaşayan insanlar geçimlerini konaklama yapan kervan yolcularından sağlıyorlardı.

"Deve Konakları" sözü günümüze kadar ulaştı, fakat eskiden o bölgenin başka bir adı var mıydı
bilmiyoruz. Mühimme Defterlerinde Babaeski’yle ilgili olarak Küçük Alpullu ve Büyük Alpullu
şeklinde geçen terimler var. Deve Konakları mıntıkası acaba Küçük Alpullu muydu? Ve Samafor
Mahallesi de tarihi Küçük Alpullu’nun bir uzantısı mı…

"Deve Konakları" veya konaklama menzilinin Ergene’nin o mıntıkasında tam olarak hangi tarihte
ortaya çıktığını bilmiyoruz.
2

Ergene'nin iki üç kilometre uzunluğa sahip bu mıntıkası tarih boyunca sürekli sıkıntılar içinde
olmuş... O vakitler feyezan adı verilen sellerle boğuşmuş… Seller Ergene Nehri üzerine yapılan
ağaç köprüyü her defasında alıp götürmüş veya zarar verimiş... İnsanlar her defasında köprüyü
yeniden yapmışlar veya zarar gören bölümlerini onarmaya çalışmışlar. 1360'dan 1560'a kadar
200 yıl böyle geçmiş. Halkın usandırıcı şikayetlerine son vermek için Sokullu Mehmet Paşa ve
Koca Mimar Sinan sellerinin ulaşımı engellememesi için buraya güçlü bir köprü yapmaya karar
vermişler.

1565’te Mimar Sinan Köprüsü yapılmış ve şimdiki Alpullu yerleşimi de yavaş yavaş ortaya
çıkmaya, ete-kemiğe bürünmeye başlamış.

Düşüncem, Mimar Sinan'ın yaptığı Ergene Köprüsü'nün aynı zamanda Alpullu'nun kuruluş tarihi
olduğu... Deve Konakları adı verilen kervan menzili Ergene Köprüsü’nün inşasından önce de
var. Ve oraya Küçük Alpullu deniyor. Ancak Küçük Alpullu’nun talihi Mimar Sinan Köprüsü’yle
birlikte yaver gidiyor ve tarihsel bir dönüm noktası oluyor.

Bir değerlendirme yaparsak, heybetli taş köprünün yakın çevresi çok uzun zamandan beri bir
menzil veya konaklama merkezi idi... Aynı zamanda alış veriş yapılan bir yer veya kervanların
mola verdikleri... Büyükbaş - küçükbaş hayvan sürülerinin otlak yeri... Güreş meydanı, sık
ağaçlardan oluşan koruluk mekanı ve bir tür mesire yeri.

Deve Konakları, Alapiye köyünün “Ergene Boyunda” yer alan kervan menzili idi. Pancarköylüler
veya Alapiyeliler oraya Karabatak mevkiinde bulunan dere kenarındaki öküz arabası yoluyla
geliyorlardı.

“Ergene Boyundaki Deve Konakları”, insanların toplu yaşadıkları veya örgütlendikleri bir yaşam
merkezi değildi… Birkaç ev, lokanta, bir iki dükkan ile birlikte deve ahırlarından oluşan... Asıl
yaşam merkezi üç kilometre uzaklıkta yer alan Alapiye (Pancarköy) isimli köydü..

1565 yılından önce Ergene Köprüsü yakınında yer alan Deve Konakları adlı menzil
muhtemelen bakımlı ve gelişmiş bir yer değildi. Sebebi seller… Daha çok yaz aylarında çalışan
bir konaklama yeriydi.

Menzilin bakımlı hale gelmesi, işlerliğinin artması Ergene Köprüsü’nün yapılmasıyla birlikte
ortaya çıktı. 100'den fazla işçi Köprüde iki seneden fazla çalışmış olabilir. İşçilere, ustalara çok
yönlü hizmet verilmiştir... Köprünün yapılması sırasında ve sonrasında Deve Konakları
menzilinde verilen hizmet gücünün arttığını düşünebiliriz. Köprü yapıldıktan sonra artan yolcu
trafiği, köprünün yanına değirmen yapılması, çevre köylerin gelişmesi, kervan seferlerinin
çoğalmasıyla birlikte Ergene Boyundaki Deve Konakları canlanmış olmalı.

1565 yılından önce Ergene Boyu’nda Alpullu yok, at-deve ahırları ve hayvan bakıcılarının
yaşadığı kerpiçten yapılmış, derme-çatma barakalar var. Buraya Deve Konakları adı veriliyor ve
aynı zamanda Küçük Alpullu… Çünkü dört km uzağında yer alan asıl yerleşim yeri Büyük
Alâpiye, Büyük Alpullu köyü var…

Büyük Alpullu, Küçük Alpullu terimlerinin ilk ne zaman kullanılmaya başladığını bilmiyoruz.
Fakat şurası net olarak anlaşılıyor ki, Mimar Sinan Köprüsüyle birlikte Küçük Alpullu neşvü-nemâ
buluyor. Serpiliyor, gelişiyor.. Ev ve dükkan sayısı artıyor. Ete-kemiğe bürünüyor. O halde
günümüz Alpullu’su için bir kuruluş tarihi belirlemek gerekecekse Köprüyle özdeşleştirmemiz
gerekiyor.
3

---

"Alâpiye", sözcüğü Rum (Yunanlı) değil, Osmanlı adı... Yunanlılar Alepli (Αλεπλή) veya Halep,
Bulgarlar ise Alpulu (Алпулу) sözcüğünü kullanıyorlar. Alapiye sözcüğü son zaman haritalarına
öyle işlenmiş. Daha eski tarihli Mühimme Defterlerinde yer alan yazım biçimini bazı yazarlar
“Alpullu” şeklinde ve başkaları ise “Alaplu” şeklinde okumuşlar. 1574 tarihine atıf yapan 24
numaralı Mühimme Defterindeki orjinal yazım biçimini kontrol etmek gerekiyor.

---

Alapiye, Alepli, Halep, Alpiye, Alpulu veya Alpullu kelimesi Osmanlı toplumuna Bizans
zamanından miras kalmış olabilir. İlk dönem Osmanlıları için feth edilen yerleşim yerlerinin
adlarını değiştirmek öncelikli bir konu değil. Farklı yazılış ve söyleyiş biçimleri etnik kimliklerin
yazış, söyleyiş ve telaffuz biçimlerinden kaynaklanıyor. Ve bazen de ağız veya şive
farklılığından… Her söyleyiş ve yazış biçimi herkesin kendi milleti, etnik kimliği, kendi boyu, ait
olduğu siyasi, felsefi, dini, yöresel “boyu” için anlamlı. İnsanlar “kendi boyu’ndaki” diğer kişilerin
söyleyiş biçimine bakarak Alapiye, Alpiye, Alepli, Alpulu veya Alpullu diyorlar. Fazla zihin yormak
istemeyen sıradan kişiler ise ya Wikipedia’ya veya insanların en çok hangi kelimeye odaklanmış
olduklarına bakıyorlar. “En sık, en çok kullanılan kelime en doğru telaffuzdur” diye düşünüyorlar.

Osmanlıda da insicam yok… Osmanlı toplumu da kelimeyi farklı zamanlarda farklı biçimlerde
telaffuz etmiş olabilir. Fakat, on dokuzuncu yüzyıldaki telaffuz biçimi “Alapiya”…

---

“Alpullu” adı serüvenine geri dönelim.

"Romalı'ların" veya basmakalıp ifademizle söyleyecek olursak "Rum'ların" bir bölüm insanı
Pancarköy olarak adlandırdığımız Alapiye topraklarda tarihin eski zamanlarından beri varlar.

Hayrabolu kasabası fethedilirken 20 kilometre uzağında Alapiye köyü de vardı. Alapiye denen
yerleşim yeri sonradan oluşmuş değil.

---

Osmanlının Alpullu ve Hayrabolu topraklarını fethetmesinden sonra tarih boyunca günümüz


sınırları içinde kalan Trakya bölgesi üç önemli savaşın etkisinde kalıyor: 93 Harbi, Balkan
Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı.

93 Harbi
İnsanlarımız 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşını 93 Harbi olarak adlandırır, biz de aynı ifadeyi
kullanalım. 93 Harbinde, her savaşta olduğu gibi önemli yer değişimleri olur. Bir taraftan
"kaçmalar" veya "yer boşaltmaları" ve diğer taraftan "işgaller" ve "yeni insan yerleştirmeleri"...
Hacısalihoğlu (2008)'nun bildirdiğine göre 93 Harbi esnasında Osmanlı orduları tarafından zarar
verilen Bulgar köyleri yanında, Rus ordusu ve Bulgar gönüllüleri tarafından çok sayıda
Müslüman köyü tahrip edilmiştir. Savaş esnasında kitlesel göçler yaşanmıştır. Bu savaşta göç
edenlere "Doksanüç Muhacirleri" adı verilmiştir. (s. 44). Edirne civarına gelen göçmenlerin trene
binmek için birbirini ezdiği, çok sayıda kadın ve çocuğun öldüğü, birçoğunun soğuktan
donduğu... Aynı kaynağa göre Ocak 1878 tarihinde Balkanlar ve Trakya'nın Rus ordularının
eline geçmesiyle birlikte göçmenlerin Anadolu'ya geçmeye başladıklarını görüyoruz. Trakya
büyük ölçüde boşaltılmış. 93 Harbi döneminde 500 bin Türk katledilmiş, açlık ve hastalık
4

nedeniyle ölmüş… Bir milyondan fazla insan göç etmek zorunda kalmış (s. 46). İmzalanan
Ayastefenos antlaşmasıyla Müslümanlar silahsızlandırılarak Bulgarlar silahlandırılmışlar...
Müslüman halk üzerinde büyük baskı kurulmuş. Takip eden 30 yıl sıkıntılı bir dönem.
Yerlerinden, yurtlarından kaçan Türk ve Müslümanların 100 bin kadarı savaştan sonra
topraklarına geri dönüyorlar ama artık rahat yaşama imkanı kalmamıştır… Ve sonunda Balkan
Savaşı kapıya dayanıyor.
a
Mehmet Hacısalihoğlu, Doğu Rumeli'de Kayıp Köyler. Bağlam Yayınevi, İstanbul, 2018.

Balkan Savaşları
1912 yılında Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ "Balkan İttifakını" kurarak Osmanlıya
savaş ilan ediyorlar ve böylece Balkan Savaşı patlak veriyor.

Hacısalihoğlu (2008)'nun bildirdiğine göre Bulgar orduları Edirne'yi alarak Çatalca'ya kadar
geliyorlar. 200 bin kayıp veriyoruz. Bulgarların saldırısıyla birlikte büyük Müslüman göçü
başlıyor. Aynı şekilde Rumlar da göç ediyorlar. Rumlar da Bulgar ezasından kaçıyorlar. Bulgarlar
hem Türklere hem de Rumlara zarar veriyorlar. 1913 yılında Bulgaristan'la mübadele anlaşması
yapılıyor ve sınırdan 15 km mesafedeki halk karşılıklı olarak yer değiştiriyor. 30 bin civarında
insan yer değiştiriyor. Sıkıntılar, sıkıntılar... Çok sayıda Rum Yunanistan'a göç ediyor (ss. 60-
61). 1913 yılında Babaeski kaymakamı Yani Efendi Alpullu civarındaki köylerde yaşayan
Rumları Yunanistan'a göç etmeye davet ediyor. İttihat ve Terakki hükümetinin politikası da bu
yönde... Gitsinler isteniyor. Ticaretin, Rumların ve Ermenilerin elinden alınması Müslümanların
eline verilmesi arzu ediliyor (Hacısalihoğlu, 2008).

Milletler kendilerine karşı objektif olamazlar. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak bir Yunan
Web sitesindea yer alan şu bilgiler dikkatimizi çekiyor:

“Balkan Savaşı sırasında Alepli’de, Türkler tarafından 250 ev yakıldı, 109 köylü öldürüldü. Tahıllar
ateşlendi, 50 çift öküz ve 2000 koyun Türk ordusu tarafından alındı. 1914'teki zulüm sırasında
bütün köy kovuldu ve Yunanistan'a kaçmak zorunda kaldık. Daha sonra bazıları Doğu Trakya'daki
evlerine geri döndü. Ancak, Trakya'daki durum güvenli olmadığından, vatanlarını ne kadar
sevseler de, 1918'de tekrar ayrılmak zorunda kaldılar. … Doğu Trakya’ya dönüş 1920'de serbest
bırakıldığında geri dönüş arzusu uyandı. İnsanlar evlerini, tarlalarını, üzüm bağlarını, meralarını,
babalarının mezarlarını, kiliselerini terk etmek istemediler. Ancak 1922'de Trakyalılar kendi
topraklarını tekrar terk ettiler, zulmedildiler.”

Bu bilgiler ne kadar doğrudur bilmiyoruz. Alpullu’dan 250 ev deniyor, acaba 25 rakamının yanına
bir sıfır mı ilave edildi… Birisi söylemiş veya yazmış… Ne kadar doğrudur, bağımsız
kaynaklarca doğrulamış mı? Elin oğlu söylüyor, yazıyor ve propogandasını yapıyor. Biz
konuşan, yazan ve dünya arenasında propaganda yapmaya önem veren bir millet değiliz.
Muhtemelen Yunanlı bir vatandaşın dedesi anlatmış, o da yazmıştır. Geliş ve gidiş süreçleri
doğru olabilir ama rakamlar her zaman abartılıyor, dramatik bir olgu ortaya çıkarılmaya
çalışılıyor.
a
Pedinus'un Tarihi, http://www.pedino.gr/history, (Erişim tarihi: 5.5.2019). ve Persecution of the
Greeks in Turkey, 1914-1918. Londra, Hesperia Press, 1919.

Birinci Dünya Savaşı


Bu savaşta Osmanlı Bulgaristan ve Almanya'nın müttefiki olarak savaşa giriyor. Eski
5

Savaşların Genel Değerlendirmesi


93 Harbi, Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında insanlar sürekli göçlere
maruz kalmışlar. Bu yüzden Trakya’da kökleri çok uzun yıllara uzanan Türk, Bulgar, Yahudi veya
Rum “yerli halktan kişiler” bulmak zor. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından önce Müslüman-
Türk ve Hristiyan-Rum ahali Pancarköy dediğimiz yerde hep birlikte yaşıyorlar. Fakat, köy genel
karakteri itibariyle Rum değil, Müslüman... Çünkü idare bizde ve oldukça uzun zamandan beri
Türk-Müslüman aileleri yerleştirerek orayı İslâmlaştırmışız.

---

1914 yılına kadar Rumlar köyün adını Alpiye, Türkler ise Alâpiye şeklinde telaffuz ediyorlar.
Şimdiki Yunanlılar ile o zamanki Rumların telaffuz biçimleri aynı değil. O zamanki Rumlar köyün
adına Alpiye derlerken şimdikiler Alepli şeklinde telaffuz ediyorlar.

---

1864 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti Rumeli topraklarındaki bazı yerleşim yerlerinin idari
sınırlarında ve adlarında düzenleme yapmak istiyor... Bu düzenlemeye 1864 Vilayet
Nizamnamesi deniyor...

Bu çerçevede bölgedeki kimi köy isimleri de Türkçeleştirilmiş olabilir. Böyle bir uygulamaya
gidilme nedeni, Balkan ülkelerinin daha sonra, buralarda hak iddia etmelerini önlemek.

1865 yılında köyün adında değişiklik yapıldı mı bilmiyoruz. Kaynaklarda geçen değişik kullanım
biçimlerinden bir takım sonuçlar çıkarmaya çalışıyoruz. 1574 yılı Mühimme Defterindeki original
yazım biçimini görmek gerek. İlgili metne atıf yapan yazarlardan biri kelimeyi Alaplu şeklinde
okurken bir başkası Alpullu diye yazmış. Eğer Alaplu şeklinde yazıldı ise 1865 yılında Alpullu
olmuş olmalı. “Şimdilik” kaydıyla, bu görüşü temel alacağız.

Bir ihtimal, 1865 yılında köyün Alaplu veya Alâpiye olan adını Alpullu yapıyoruz. Alpullu bir
bucak, ona "merkezi köy" de diyebiliriz.

Araştırmanın başlangıç aşamasında Alpullu şeklindeki telaffuz biçimini halkın kendisinin


belirlediğini düşünüyordum ama yeni belge ve bilgiler ışığında bu adın Osmanlının resmî
kurumları tarafından verildiği netleşti. (1574 yılı 24 numaralı Mühimme Defterindeki yazılış biçimi
kontrol edildikten sonra bu konu tam netleşecek).

İsim değişikliğinin insanların belleğine yerleşmesi kolay değil. Zamana ihtiyaç var. Devlet
yetkililerinin bir bölümü köyün eski adı olan Alâpiye veya Alaplu sözcüğünü kullanmaya devam
ediyorlar. 1900'lü yıllara kadar askerî haritalara köyün adı Alâpiye şeklinde işleniyor. Oysa
1890'lı yıllarda Edirne'de çıkan bir gazetede köyün adı Alpullu... 1880'li yıllarda da öyle...

Alâpiye veya Alpullu 1850'li yıllarda Babaeski ile Lüle-Burgaz arasında kalan geniş toprak
parçasının adı aynı zamanda. Alapiye toprakları ve onun merkez köyü Alapiye...

1865 yılında isim değişikliği yapılıyor ve Alâpiye bundan sonra artık Alpullu olarak anılıyor.

1865 yılından1890 yılına gelinceye kadar 25 yılılk sürede Alpullu adı Müslüman-Türk ve Rum
halkın belleğine yavaş yavaş yerleşmeye başlıyor. İnsanlarımız Alâpiye sözcüğünü bırakıp
Alpullu diyorlar artık. Rumlar kendi dillerinde ve günlük kullanımda Alpiye sözcüğünden
vazgeçmek istemiyorlar. Aynen bir köye Rumların Skopye bizim Üsküp dememiz gibi...
6

Sadece "nostalji" olsun diye eski Rum şehir adlarını yeni açtığımız ticarethanelerimize vermek,
"tekin" bir davranış değil... Onların teknelerine su taşımış oluyoruz böylece... İsim seçerken
dikkatlı olmakta yarar var. Alpiye’den mi yanasın, yoksa Alpullu’dan yana mı?

Alâpiye yerine Alpullu adının yıldızını parlatan olay 1873 yılında tamamlanan Edirne-İstanbul
demiryolu. Belirli merkezlere İstasyonlar yapılıyor ve bunlardan biri de Rumların diliyle Alpiye ve
bizim adlandırmamızla AlpulluTren İstasyonu.

Osmanlı veya ihaleyi alan şirket Alpullu Köyü'nün yakınına bir istasyon yapmayı uygun görüyor.
Çünkü o bölge bir kaç köyün ortak merkezi konumunda. Alpullu köyü kenarda, köşede kalmış bir
yerleşim yeri iken istasyonu sayesinde birden parlayan bir yıldız haline geliyor. Çünkü tren
yolcuları Alpullu'da iniyorlar ve nereye gideceklerse yine oradan trene biniyorlar. Mandıra,
Sinanlı, Düğüncülü, Katranca, Babaeski, Pancarköy insanlarının dilinde artık hep Alpullu
sözcüğü var.

1865'ten öncesi: Alaplu, Alâpiye veya Alpiye


1865-1988 dönemi: Alpullu, Alpiye, Alâpiye (Yavaş gelişen bir isim değişikliği kabulü)
1988 tren istasyonu ile: Alpullu, (Alpullu sözcüğünün yıldızı parlamaya başlıyor artık)
1912 Kırklareli demiryolunun açılmasıyla buraya Babaeski İstasyonu adı veriliyor.
1914 Babaeski istasyonun yapılmasıyla Alpullu İsasyonu sözcüğüne geri dönülüyor (Arşiv
belgesine bakınız)

---

Devlet arşivlerindeki bir belgeye göre 1881 yılında Alpullu havalisinde bir yerleşim yeri
oluşturulması ve oraya Hamidabad isiminin verilmesi planlanıyor. Bu ifadeye göre Alpullu veya
Alâpiye topraklarının o yıllarda oldukça geniş olduğunu anlıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki Babaeski ile
Lüleburgazz arasında kalan bütün topraklar Alpullu'nun (Pancarköy'ün). Ama yakın zamanlar
Pancarköyü'nün değil, eski zamanlar Pancarköyü'nün...

---

Osmanlı-Rus savaşında Ruslar İstanbul'daki Yeşiköy semtine kadar geliyorlar. Bütün Trakya
işgal edilmiş. İnsanlarımız şehit olmuşlar, savunamamış, geri çekilmişiz. Yerli Müslüman halk
zaten düşman gelmeden büyük ölçüde kasabaları boşaltmış. Özellikle bir köyde azınlıkta kalan
Müslümanlar tedbir olsun diye başka yerlere göç etmişler. Trakya boşalmış. Kasabalardan,
köylerden hali vakti iyi olan kişiler kendilerini koruyup savunabilecekleri yerlerde toplanmaya ve
bir araya gelip güçlü olmaya çalışmışlar.

Rum köylerinde azınlıkta kaldıklarını anlayan Müslümanlar oraları hep boşaltmışlar. Varsa bile,
kalanların sayısının çok az oldukları tahmin ediliyor. Müslümanların boşalttıkları yerlere Bulgarlar
ve Yunanlılar gelmişler. Akrabalarını, komşularını çağırmışlar... Kimilerini de işgalci kuvvetler
yerleştirmiş oralara... Bu gelişmelerden [Alâpiye, Alpiye, Alpullu] köyü de nasibini almış. Köy,
böylece Hristiyan-Müslüman karışımı olma niteliğini kaybetmiş ve büyük ölçüde Rum yerleşim
yerine dönüşmüş.

---

Tâ ki 1910 yılına kadar... Osmanlı-Rus Savaşı'ndan itibaren 1910 yılına kadar, 30 yıllık sürede
Alpullu Köyü'nde Rumlar kök salmaya çalışmışlar... Bu tarihlerde Balkanlar yine karışıktır,
7

Balkan Savaşı koptu, kopmak üzeredir. Bu kez tersine bir göç hareketi başlar. Rumlar
Yunanistan'a doğru kaçarlarken Türkler Meriç'in beri yakasına doğru çekilirler. 1914 yılında
Bulgaristan'dan 80 hane Alpullu köyüne gelip yerleşirler. Bu kez, Rumlar kaçmış olduklarından
köy yeniden Türkleşmeye ve İslamlaşmaya başlar. Balkan Savaşı sonrası Alpullu Köyü'ne olan
göçler daha da hızlanır ve günümüzdeki Alpullu (Pancarköy) çıkar ortaya.

---

Alâpiye veya Alpullu kendilerini Yunan olarak adlandıran Rumların kurduğu bir köy değil...
Alâpiye köyünün Sultan Murat Hüdavendigâr'ın 1360'lı yıllarda Hayrabolu'yu feth ettiği
zamanlarda bile var olduğunu düşünüyorum. Nedeni buranın ovalık, sulak bir arazi olması... Ve
aynı zamanda su debisi yüksek, yazın hiç kurumayan berrak bir nehri var. Bu tür yerler Traklar
zamanından beri meskun mahal olarak kullanılıyor. En önemli kanıtı tümülüsler. Biz onlara
"höyük" diyoruz veya "Yarık Tepe"....

Alpullu veya Alâpiye Sultan Murat Hüdavendigar'ın ve onun komutanı olan Paşa Yiğit Beyin
bizlere hediyesi. Yani, 670 yıldır bizim... Uzunköprüye giderken Paşa Yiğit adlı bir belde var.
Murat Hüdavendigar bu toprakları ona "dirlik" olarak vermiş. Diriltsin, ihya etsin, devlete destek
olsun, asker beslesin ve savaşlarda orduya imkan sağlasın diye... Paşa Yiğit'in mezarı
Makedonya'nın başkenti Üsküp'te...

Alpiye mi yoksa Alâpiye mi?

Traklara veya en azından Bizans zamanına kadar gitmemiz lazım ki orijinal telaffuz biçimini tam
olarak öğrenelim. Bu mümkün değil... Eski zaman Rumlarının Alpiye şeklindeki telaffuz biçimi
orijinal olmayabilir. Nitekim günümüzde Alpiye demeyi bırakmışlar Alepli diye telaffuz ediyorlar.

Yerleşim yerinin adı, çok eski tarihlere kadar uzanıyor. Cumhuriyet öncesi Rumları onu
kendilerine göre telafuz etmişler, Alpiye veya Alpiya demişler. Çünkü Latincede şapkalı
"inceltme" işareti yok. Veya osmanlıca harflerde yer alan "yukarıya çekme" işareti...

Bizim talihsiz bir alışkanlığımız var. Bu yaklaşım bilim insanlarında da görülüyor. Toponomi
veya şahıs isimlerini Batılıların ağzından okuyoruz Özellikle de Latince yazılış biçiminden.

Tarihte insanlarımızın diline yapışmış olan telaffuz biçimi yerine Wikipedia'nın yazmış olduğu
telaffuz biçimini kabulleniyoruz. Bilim dilinde buna "acculturation" adı veriliyor. Anlamı "kültürel
dönüşüm"... Yani bir Fransız, İngiliz, Yunan, İtalyan veya Belçikalı nasıl söylüyor, ifade ediyor,
telaffuz ediyorsa bizim de aynı şekilde telaffuz etmemiz... Eğer aynı şekilde yazar, telaffuz
edersek "kültürleşmiş" sayıyoruz kendimizi. Veya "kültürel transformasyona uğramış"...

Bu yaklaşım doğru değil. Aynı anlayış devam ederse bazı kişiler bir süre sonra beldemizin
adını Elpullu diye okumaya başlayabilirler. Evet evrensel olalım… Olalım da, yerel olanı
yaşatmaktan da vazgeçmeyelim..

Alpullu İstasyonu - Babaeski İstasyonu

1888 yılında Ergene Boyuna yeni bir Tren İstasyonu yapıldıktan sonra burası Alpullu İstasyonu
olarak adlandırılır, bu adla meşhur olur. Çünkü Alpullu'nun toprakları üzerindedir, en yakın
yerleşim yeri Alpullu'dur.
8

Fakat resmî olarak, devlet haritaları yapılırken tren istasyonuna köy adı verilmek istenmez, bağlı
olduğu kasabanın adı verilir. Bu yüzden haritaya Babaeski İstasyonu adıyla işlenir. Alpullu
İstasyonu ama, bu köyün adını çok kişi bilmediğinden veya Babaeski'ya bağlı olduğundan
Babaeski İstasyonu denir.

Zaten, sadece son dönem Osmanlı haritasına işlenmiştir bu ifade... Ve 1914 yılında Alpullu-
Kırklareli demiryolu hattı açılıp Babaeski'de ayrı bir tren istasyonunun devreye alınmasıyla
geçerliliğini ve hükmünü yitirir. Güncelliğini kaybeden eski haritada ne yazılı olduğunun önemi
yoktur atık... “Alpullu İstasyonu” sözcüğü 1914 yılı itibariyle resmen tanınmış olur. Böylece
1865'te değiştirilen köy adı ile bütünleşir. Kavramaştırma ve betimleme karmaşası böylece sona
erer.

("Kaybolan Binalarımız" başlıklı bir başka kaynağa göre, Babaeski şimendifer istasyonu 9 Mayıs
1912 tarihinde Alpullu istasyonu olarak değiştirilmiştir. Bu bilgi için BOA. 22 Ca 1330/ 9 Mayıs
1912. Dosya no 4/-2, Gömlek no: 10 kaynağı referans gösterilmiştir.)

Alpullu'ya Bulgaristan Göçmenlerinin Gelmesi

Daha önce belirtildiği gibi, 1910'lu yıllarda bir takım gelişmeler olur... Bulgaristan'dan gelen
muhacirler Pancarköy'e yerleşirler. Orada eskiden yaşayan Rumların Alpiye adıyla karşılaşırlar.
Hâlâ orada yaşayan bir kaç Rum aile de olabilir. Muhacirler bir süre iki adı birlikte kullanırlar.
Bazen Alpiye derler bazen Alpullu... Alpullu adını kimileri Allı-pullu şeklinde telaffuz da etmiş
olabilir. Bulgaristan göçmenleri kendilerinden önce orada Rumların yaşadıklarını bildikleri için
Alpiye sözcüğünün Rum adı olduğunu zannediyorlar. Oysa dönüşmüş bir Osmanlı adı veya
dönüşmüş bir Bizans adı... Köyde Rum evleri var veya Rum evleri zannetikleri boşaltılmış eski
Osmanlı evleri... Öyle düşünmek zorundayız, çünkü Rumların bir bölümü oraya sonradan
gelmişler. Eski Rumlar, yeni Rumlar hep birlikte karışık olarak yaşıyorlar.

Günümüzde Bulgaristan muhacirleri yanlış bir şekilde Alpullu Köyünü Rumların kurmuş
olduğunu zannediyorlar. Bu görüş ve düşüncelerin farkındayım ama inandırıcı değil. Doksan üç
Harbi ve Balkan Savaşları sırasında Müslümanların bir bölümü köyü boşaltıp kaçmışlar ve bir
kısmı da öldürülmüş. Kaçıp gidenler bir daha geri gelmemişler. Bu şekilde boşaltmış olan
Alapiye köyünü Rumlar işgal edip kendi toprakları olduğunu iddiâ eder hale gelmişler.

Alpiye, Alepli veya Alâpiye sözcükleri şive veya bir tür ağız... Söyleyiş farkı. Eğer aslı Alpiye ise
belki biz Alâpiye yapmışızdır. Fakat Bizanslılar, Romalılar, Traklılar zamanında adı ne idi veya
nasıl telaffuz ediliyordu? Bunu bilmiyoruz...

Kendi zamanımıza bakalım...


Özümsediğimiz iki sözcük var: Biri Alâpiye, diğeri Alpullu...

Yaşlı Pancarköy insanlarının kelimeyi Allı-Pullu şeklinde telaffuz ettikleri söyleniyor. Doğrudur, ilk
zamanlarda bazı kişiler sözcüğü Allı-Pullu şeklinde telaffuz etmiş olabilirler. Bu tür söyleyişler
yalın gerçeği değiştirmez.

Allı-Pullu sözcüğünde, o zamanki gelinlerin başına örtülen kırmızı krepe ve beyaz renkli pullara
atıf var. İlk gelen muhacirler Alpullu'ya Allı-Pullu demiş olsalar da kayıt ve belgelerdeki yazılış
biçimi ortada.

Osmanlıcanın yazılışı ve okunuşundan kaynaklanan sorunları öteden beri biliyoruz. Biraz


mürekkep yalamış insanlar onu eğer Allı-Pullu şeklinde okumuşlarsa kendilerine yanlış
9

okudunuz diyemeyiz. Allı-Pullu sözcüğü dili buruyor. İnsanlar her zaman kolay söyleyiş biçimini
tercih ederler, zor olanı değil. Zaten zaman içinde kelimenin Bulgaristan muhacirlerinin söyleyiş
biçimi değil, 1880, 1890 veya1900'lü yıllardaki yaygın telaffuz biçimi tutmuş: Alpullu.

Cumhuriyet Sonrası

Fabrikayla birlikte Alpullu İstasyonu civarında yapılaşma ve meskun mahal olma durumu ortaya
çıkıyor. 1923'den 1928'e kadar Alpullu'luyuz ve Alpullu olarak biliniyoruz. Fakat yavaş yavaş
fabrika çevresi gelişiyor ve köy hüviyeti kazanıyor. Yetkililer Alpullu'dan ayrılmak ve köylerine
yeni bir ad takmak istiyorlar. Böylece yaşadığımız topraklara Şeker Köy adını uygun görüyoruza.
Hangi tarihte, kimler tarafından ve nasıl bilmiyoruz... Atatürk 1930'da Alpullu'ya geldiğinde trenin
Şeker Köy'de durduğundan söz ediliyor.
a
Murat Koraltürk, Ahmet Hamdi Başar'ın hatıraları, 1. cilt, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2007, s.
349.

Şeker Köy ve Alpullu Tren İstasyonu... Ve 4 km uzağındaki Alpullu Köyü...

Kafa karışıklığı çıkıyor ortaya...

Mesela, birisi çıkıyor "Alpullu'ya gidiyorum" diyor…. Nereye gidiyor acaba... İstasyona mı, yoksa
Alpullu Köyü'ne mi...

Kurulan yeni "Şeker Fabrikası" tesisleri hemen yakınında yer alan "Alpullu Tren İstasyonu" ile
özdeşleşmiş. Fabrika makineleri yurt dışından trenlerle “Alpullu'ya” getiriliyor. Yani Alpullu
İstasyonuna… Doğu ekpresi Alpullu'da duruyor... Fabrika adına yapılan resmi yazışmalar hep
“Alpullu” adıyla yapılıyor. Doğal olarak “Alpullu İstasyonu” ile Şeker Fabrikasının çevresinde yeni
bir "Amele Köyü" doğuyor veya gelişiyor.

Fakat bir de 4 km uzaklıkta “Alpullu Köyü” var... Üç seçenekten birini tercih etmemiz lazım.

Ya Alpullu Köyü'na bağlı olarak yaşamaya devam edeceğiz, ya yeni meskun mahal haline gelen
"Amele Köyüne" yeni bir ad bulacağız ya da artık benimsenmiş olan Alpullu adına biz el koyup 4
km uzaklıktaki o köye başka bir ad vereceğiz.

İkinci şıkkı tercih ediyoruz ve yeni oluşan amele köyüne “Şeker Köy” adını veriyoruz. 1930
yılında bu durumu Atatürk'e arz ediyoruz. Atatürk beğenmiyor. Halkın verdiği isimleri
değiştirmeyin “Alpullu” olarak kalsın diyor ve gidiyor. Fakat sorun çözülmüyor. Yazışmalarda
Alpullu adıyla bir yazı geldiğinde asıl yerleşim yeri Alpullu köyünü mü yoksa amele köyü
Alpullu'yu mu ilgilendirdiği anlaşılmıyor. Veya insanlar Alpullu'dan söz ettiklerinde hangi
Alpullu’dan bahsettikleri anlaşılmıyor...

11 Aralık 1930'a Kırklareli'de mevcut nahiyelere ilaveten 12 tam teşekküllü nahiye daha ilave
edildiği bildiriliyor. Demek ki o tarihlerde idari bir düzenleme yapılmış. Şekerköy adının verilmesi
o sırada da yapılmış olabilir.

1932 yılında (bu konuda kaynak, delil ve kanıta ihtiyaç var) bu karmaşaya bir son verilmek
isteniyor ve asıl yerleşim yeri olan Alpullu Köyü'ne yeni bir ad verilmesinin daha uygun olacağı
sonucuna varılıyor. O yıllarda fabrikaya yakınlığı nedeniyle Alpulluların çokça pancar ekmeleri
dikkate alınarak bu adın Pancarköy olmasına karar veriliyor. Pancarköy'ün adını Atatürk'ün
önerdiği iddiasıyla ilgili kanıt yok. Atatürk, sadece Şekerköy sözcüğüne karşı çıkıyor ve eski isim
10

Alpullu'nun korunması gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşım Atatürk'ün genel tutumu. "Ben ziyaret
ettim diye bir yerin adını değiştirmeyin. Halk hangi ismi vermişse onu koruyun" anlayışında...

Alpullu ve Merkez

Pancarköy'lü (Alpullu'lu) Rafet Seçkin, bir dönem Alpullu'nun Merkez olarak adlandırıldığını
belirtiyor. Biliyoruz ki Lüleburgaz istasyonuna da Merkez deniyordu. Bunun nedeni istasyoların
çeşitli yerleşim yerlerini birleştiren merkezi bir yere yapılmış olması... Lüleburgaz'da istasyon
bölgesi için Merkez ismi hâlâ kullanılıyor, fakat bizde tutmamış.

Alpullu ve Çiftlik Mahallesi

1952 yılında Alpullu'nun Çiftlik Mahallesi Pancarköy'e bağlı. Çünkü annem o yıllarda yapılan bir
seçimde bütün mahallenin Pancarköy'e gidip camide oy kullandıklarını söylüyor. Kenan ağabey
ise o yıllarda Alpullu'da muhtarlık olduğunu belirtiyor. Bu konu tam çözüme kavuşmadı, resmi
kayıtları incelemek gerekiyor. Ben Alpullu'da doğmuşum ama nüfus cüzdanımda Pancarköy
yazıyor. Evvela nüfus memuru hatası diye düşünüyordum ama değil... 1955 yılında dahi bizim
mahallemiz Pancarköye bağlı idi. Şöyle bir yorum getirebiliriz; 1932 yılındaki Alpullu'nun
sınırlarıyla 1964 yılındaki Alpullu'nun sınırları aynı değil. 1964'te belediyelik oluncaya kadar
Çiftlik Mahallesi Pancarköy'ün idari sınırarı içinde. Ancak Belediye olduktan sonra Çiftlik
Mahallesi Alpullu sınırları içine alınıyor. Şekerköy veya Alpullu Köyü ilk yıllarda şu mahallelerden
oluşuyor: Telçi, istasyonaltı, 10-15 Evler, Saray, Dündar Bey Mahallesi, 22 Evler ve 44 Evler.
Samafor Mahallesinden emin değilim ama o dahi ilk yıllarda Pancarköy'e bağlı olabilir. İlk yılların
Alpullu'su küçük bir Alpullu... 1964 yılında Belediyelik olmakla birlikte sınırları genişliyor.

Fabrika öncesinde Alpullu'da (Şekerköy'de) yerleşim yeri var mıydı?

Genel kanaat yoktu... Fakat tam öyle değil... Yazının giriş bölümünde ele aldığımız gibi Ergene
Boyunda eskiden Deve Konakları adı verilen bir menzil vardı. Ergene Boyu Alpullu’sunun
gelişimi dört aşama içinde gerçekleşti.

1. Samafor altında yer alan Deve Konakları menzil yerleşmesi (1360-1560)


2. Ergene Köprüsü’nün yapılmasıyla birlikte Deve Konakları menzil yerleşmesinin
güçlenmesi ve gelişmesi (1565-1888), Küçük Alpullu’nun ortaya çıkması.
3. Tren İstasyonu binasının yapılmasıyla birlikte Deve Konakları menzilinin işlevini yitirmesi
ve oradaki dükkanların Köprü Başına gelmesi (1888-1926), Alpullu İstasyonu olgusunun
gelişmesi.
4. Fabrikanın yapılmasıyla birlikte burada bir Amele Köyü’nün kurulması. Önce Şekerköy,
sonra Alpullu adını alması. (Büyük Alpullu’nun adının Pancarköy olarak değişmesi).

Alpullu Tren İstasyonu'nun açılmasıyla birlikte 1890'lı yıllardan itibaren Ergene Köprüsü'nün
güney ve kuzey bölümlerinde esnaf dükkanları açılmaya başlar. İnsanlar akşam-sabah uzaktaki
köylerine gidip gelmemek için köprü çevresine gece kalacakları evler yaparlar. Sayıları bir
mahalle oluşturacak kadar çok değil ama, epey var… Kimisi konut, kimisi dükkan olarak
kullanılan on beş, yirmi bina….
11

Zaten fabrikanın kuruluş yeri olarak seçilmesinin önemli nedenlerinden biri Ergene Köprüsü
civarındaki esnaf taifesi ve Tren İstasyonunun köyler arasında kalan bir merkez olarak
değerlendirilmesi... Demiryolualtı Mahallesinin ilk nüvesi oradaki esnaf dükkanları ve esnaf
evlerine dayanıyor. Fabrika Demiryolu altı esnaf konutları Deve Konaklarından sonra insanların
Ergene Boyunda yaşadıkları ikinci önemli yerleşim yeri. Üçüncü yerleşim fabrikayla birlikte Teliçi,
Çiftlik Mahallesi ve Samafor…

Rivayetler, Folklorik Nitelikli Söylenceler

Halk arasında Alpullu'nun adıyla ilgili çeşitli rivayetler, söylenceler gelişmiştir... Babam Mehmet
Şencan anlatırdı. Bir kız Pancarköy'den Sinanlı'ya gelin gidiyormuş. Pancarköy Köprüsü'nden
geçerken o sırada bir sel baskını olmuş ve gelin suya kapılıp boğulmuş. Bunun üzerine oraya
Allı-Pullu veya Alpullu denmiş. Alpullu aslında Pancarköy'ün adı imiş ama fabrika kurulduktan
sonra o adı biz sahiplenmişiz ve onlara pancar yetiştirdikleri için veya onların arazisinde pancar
işleyen bir fabrika yaptığımız için Pancarköy adı uygun görülmüş. "Pancarköy Köprüsü" diyoruz
ya aslında "Alpullu Köprüsü" veya "Mimar Sinan Köprüsü"... Seller ve taşkınlar tarih boyunca
hep var ve Er-Gene adı da o sellerle ilgili...

Kimileri Alpullu adının Atatürk tarafından verildiğini belirtiyor. Bu konuda kişilerin dile getirdikleri
rivayetler yerine bilgi, belge ve resmi kayıtları dikkate almamız gerekiyor.

Herkesin kendi hikayesi kendisine güzel... Rivayetler çok yüzeyli bir elmasa benziyor. Farklı
açılardan gelen ışığı farklı renklerde gösteren... Bu yüzden rivayetlerin hepsini tanımalı, hepsinin
farkında olmalıyız.
1982 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde hazırlanmış bir Yüksek Lisans Tezi
görmüştüm. Pancarköy ve Alpullu'yu anlatıyordu. Bundan 40 sene önce... O tezi bulmak gerek.
Şöyle bir karıştırmıştım, ama şu an bir şey hatırlamıyorum.

Bu arada Gümüşhane'deki Alpullu beldesini de unutmayalım.

Abid Eniştenin Sineması ve Alpullu Sineması

Allah rahmet esin, süt kız kardeşimin beyi vardı, adı Abit... İyi bir insandı. Amıcaları ile birlikte
ortak olmak üzere beş kişi, Kadıköy'ün Kızıltoprak semtinde, bizim büyük olarak gördüğümüz bir
sinema binasına sahiptiler. Kent Sineması... Onu işletiyorlardı, zengin olmuşlardı... Abit enişte
bir gün karar vermiş yaşamını, hayat felsefesini ve her şeyini değiştirdi... Müstakim bir yola
girdi... Sinemayı sattılar, payına düşen parayı Allah yoluna vakfetti... Bir daha, dönüp arkasına
bile bakmadı... Fakat, Mevlam öyle takdir etmiş, ömrü uzun olmadı genç yaşta ahirete irtihal etti.
Evlenirken bindiğimiz "süslü gelin taksimiz" onun aracıydı ve o kullanmıştı. Sinemayı Abit
enişteler ve akrabaları yapmamışlar, onu bir Rumdan olduğu gibi devralmışlar... Bina üzerinde
tadilat yapıp, gözden geçirmişler ve hemen işletmeye almışlar. Kent Sineması adını vermişler
yapıya... Sinemanın eski adı ne idi, bilmiyoruz. O tarihlerde Kadıköy'de birden fazla sinema var.
Bunlardan birinin tarihsel geçmişi, Osmanlı zamanına kadar uzanıyor. Kaynaklarda "Kadıköy,
Alpullu Sinematiyatrosu" şeklinde ibare var. O yapıda hem sinema seyredilir, hem tiyatro
oynatılırmış... Sahibi olan Rum'un sinemaya niçin Alpullu adını verdiğini bilmiyoruz. Osmanlının
son zamanlarında Pancarköy'de gezici sinemalar var...

"Alpullu Sineması" ifadesi için sadece tahmin yürütebilirim... Bu kişi Pancarköy'den yani
Alpullu'dan İstanbula gitmiş bir sinemacı olabilir... Veya bir şekilde Alpullu Köyü ile bağlantılı
biri... Bir sermayedar... İnternet kaynaklarında geçen ifade şöyle: "Kadıköy Alpullu
12

Sinematiyatrosu Müdürü Siröçkin Efendinin, Donanma Cemiyetine yapmış olduğu ianelerden


dolayı, kendisine madalya verilmesini isteyen yazılar..." (22 Aralık 1914).

Kadıköy'de Abit Enişte'nin sineması vardı... Bu bina 1980li yılların ortalarında yıkılarak yerine 12
katlı, iki apartman yapılmış. Ve yine Kadıköy'de bir zamanlar Alpullu Sineması varmış... İkisi
birbiriyle ilgili olmasa dahi benimle ilgili. Biri eniştemin eski sineması, diğeri memleketimin adını
almış...

Etimolojik Analiz

Âlâpiye kelimesi nereden geliyor? Burası belirsiz. Çeşitli ihtimaller var. Âlaf kelimesinden olabilir.
Hayvanlara verilen saman ve diğer yemlere eskiler alaf derlerdi. Anadoluda bazı yerlerde hala
kullanılır. Sivasta, Trabzonda... Fakat giderek tedavülden kalkıyor.

Alaf ve Elif aynı kelimeler. Alaf, Alif, Alf, Alef, Alap, Alaplı, Halep, Allap, Alp, Alper, Alpin, Alpu,
Alph, Alpha, Alfa, Ulufe, hepsi aynı kelimeler ve anlamı antik zamanlarda öküz demek. Veya
sığır cinsi hayvan... Eskiden insanlar öküze, ineğe, buzağıya taparlarmış. Sonra kelime anlam
değişikliğine uğramış ve Tanrı manasında kullanılmış.

Asurluların kral saraylarında ve dini mabetlerinde giriş kapısının iki yanında bulunan kanatlı,
insan başlı öküz heykellerine veya öküz rölyeflerine Alapi denirmiş. Alapi’ler koruyucu tanrısal
melekler. Veya tanrının yeryüzündeki enkarnasyonu. Asurluların ve Babillilerin önceki
nesillerden miras olarak aldıkları bir tür mitolojik inanç. Milattan önce 30 binli yıllarda yaşadığı
düşünülen kudretli bir kral var, adı Izdubar… Alapi denen kanatlı öküzler bir anlamda İzdubar’a
atıf… Onun gibi kuvvetli, onun gibi kudretli, onun gibi tanrısal demek… Kral bir anlamda yönettiği
toprakların tanrısal öküzü…

Yahudiler, Sümerlilerin öküzümsü ve kanatlı semavi varlıklarını Kerub adıyla tanımlamışlar.


Sözcüğün çoğulu kerubîn… Süleyman mabedinde 10 emirin yazılı olduğu Ahit Sandığı’nı
Kerubin melekleri koruyormuş. Tanrının “semavi asıllı koruyucuları” demek… Alapi sözcüğü
Kerubîn anlamında… Alapi veya Kerub denen mitolojik varlıklar “insan, öküz, aslan ve kartal”
karışımı bir şey… Onların gücünü ve kudretini üzerlerinde taşıyorlar. Yeryüzünde “seçilmiş”
bütün insanlar Alapi’nin koruması altında… Veya Kerub’un… Garib’in… Bildiğimiz anlamda
“garibin” değil, tanrıya yakın olan “semavi varlık” anlamındaki Garibin…

Alpi, Alpu kelimesiyle ilgili bir kullanım daha var… Antropologlar homo-alpinus diye bir sözcük
türetmişler. 19’uncu yüzyılın sonlarıyla 20’nci yüzyılın başlarında... Kafkas ırkının üç alt
grubundan biri Alpinler… Orta Avrupa, Güney Avrupa ve Anadolu'daki insanların ana fenotipi
olarak görülüyor. Alpin adı verilen kro-magnon tipli insanların Orta Asya’dan Batıya göç
ettiklerine inanılıyor. Onlar Avrupa’nın yerlisi sayılan Keltlerin de ilk ataları... İlginç olan konu şu
ki, Antropologların Orta Asya’daki ilk insan topluluklarını tanımlamak için “alpin” sözcüğünü
tercih etmiş olmaları… Yani, “öküz zamanının insanları” demeleri… Veya yabani beyaz öküzleri
ilk evcilleştiren insanlar…

Alapiye veya Alpullu kelimesine döresek…

Âlâpiye "sığırı bol olan yer" anlamına geliyor olabilir… Kimbilir, belki de "Tanrının bahşettiği
topraklar" anlamındadır. Veya kelimeyi Alpiya adıyla da bilinen Kerubin meleklerinin koruyup
muhafaza ettiği yer olarak da yorumlayabiliriz… Alp sözcüğü daha sonraki dönemlerde Tanrı
olarak değerlendirilmişse Alpiya coğrafik bir nitelemeye bürünür ve o zaman sözcüğü "Tanrıya
inanan insanların yaşadığı yer" olarak betimlememiz gerekir.
13

Alapiye sözcüğünü Alpullu olarak günümüz Türkçesine kazandırdık ama benim gözümdeki
anlamı hâla "Tanrı'ya inanan insanların yaşadığı yer" olarak devam ediyor. Coğrafyaya ad, bir
kere verilir. Zaman içinde kelimelerde ortaya çıkan nüans veya harf farklılıkları, harf değişiklikleri
durumu değiştirmez. Orijinal anlam kıyamete kadar geçerlidir. Sultan Murat Hüdavendigar
buraları feth ettiğinde bu isme dokunmamışsa bir bildiği vardı. O zamanın insanları kelimeleri
bize göre çok daha iyi tanıyorlardı.

Rüstem Kahya anlatmıştı: 1940'lı yıllarda Pancarköy'de (Alpullu'da) çok sayıda büyükbaş
hayvan beslenirmiş. Yüzlerce hayvan varmış. Sabah olunca onları çayıra bırakırlar ve hayvanlar
Alpullu'ya (Şekerköy'e) doğru yayılırlarmış. Pancarköy-Alpullu arası bu sığırların otlak yeri imiş.
Akşam olunca hayvanlar kendiliğinden evlerine geri dönerlermiş. Bölgede mısır yetiştirilirmiş ve
geniş otlaklar varmış. Hayvanlar derede sulanırlar, hava kararmaya başladığında büyük sürüler
halinde Pancarköy'e dönerlermiş. Alâpiye ve sığır varlığı... Öküz veya İnek... Veya koyun... Her
taraf sulak, yeşil, meralık... Yem ve besi bolluğu...

Yerleşim yerlerinin isimlerini evet insanlar koyuyor ama aslında o ismi tabiat ana ilham ediyor
onlara veya Tanrı. İnsanlar; yeşili, bereketi, rahmeti, suyu görsünler Yaratıcılarını hatırlasınlar
diye... Alâpiye, Alp-Eren, Alp-Arslan, Alp-Gündüz, Alper, Alpu, Alp Dağları... Hepsi Tanrı'ya
işaret... Tanrı'yı hatırlatıyor bize...